Bir Kadının Sessiz Çığlığı: Ev Hanımı Olmanın Ötesinde Kendimi Bulmak
“Yeter artık, Zeynep! Akşam yemeği neden hâlâ hazır değil?”
Bu cümleyle irkildim. Elimdeki çay bardağı tezgâha çarptı, incecik cam yere düşüp paramparça oldu. O an, sanki içimde yıllardır biriktirdiğim bütün kırgınlıklar da o bardak gibi dağıldı. Eşim Murat’ın sesi hâlâ mutfağın duvarlarında yankılanıyordu. Oysa ben sabahtan beri evin her köşesini temizlemiş, çocukların ödevlerine yardım etmiş, markete gidip alışveriş yapmıştım. Ama yine de eksiktim, yine de yetersizdim onun gözünde.
İçimden bir ses, “Sen sadece bir ev hanımısın,” diyordu. Annem de hep böyle derdi: “Kocanın gönlünü hoş tut, çocuklarına bak, başka ne isteyeceksin?” Ama ben başka bir şey istiyordum. Kendi değerimi görmek, hissetmek istiyordum. Bir insan olarak var olmak, sadece başkalarının ihtiyaçlarını karşılayan biri olmaktan fazlası olmak istiyordum.
O gece çocuklar uyuduktan sonra salonda tek başıma oturdum. Televizyonun sesi uzaktan geliyordu ama ben duymuyordum bile. Ellerimi dua için açtım; “Allah’ım, bana yol göster. Ben kimim? Ne için yaşıyorum?” dedim. Gözlerimden yaşlar süzüldü. O an içimde bir huzur hissettim; sanki biri bana “Kalk ve kendin için bir şey yap,” diyordu.
Ertesi sabah aynada kendime uzun uzun baktım. Saçlarım dağılmış, gözlerimin altı morarmıştı. Ama ilk defa kendimi aciz değil, güçlü hissettim. O gün çocukları okula bırakırken komşum Ayşe Abla’yla karşılaştım. Yıllardır mahallede kadınlara dikiş kursu veriyordu. “Gel Zeynep, sen de katılsana,” dedi. İçimde bir kıvılcım yandı. “Ben yapamam ki,” dedim utangaçça. “Neden yapamayasın kızım? Senin elin yatkındır, hem kafan da çalışır,” dedi gülerek.
O gün kursa katıldım. İlk başta ellerim titredi, iğneyi ipliğe geçiremeyecek kadar heyecanlıydım. Ama Ayşe Abla sabırla gösterdi, diğer kadınlar da destek oldu. Her hafta kursa gittikçe kendime olan güvenim arttı. Yavaş yavaş kendi tasarımlarımı yapmaya başladım. Bir gün kursun sonunda Ayşe Abla bana döndü: “Zeynep, senin elinden harika işler çıkıyor. Neden bunları satmıyorsun?”
Evde Murat’a bu fikri açtığımda yüzü asıldı: “Senin işin evde oturmak, çocuklara bakmak. Dikiş dikmekle para mı kazanılırmış?” dedi küçümseyerek. İçimde bir öfke kabardı ama bu sefer susmadım: “Ben de bir şeyler başarmak istiyorum Murat. Sadece anne ve eş değilim ben.”
O gece tartışmamız büyüdü. Murat bana bağırdı, ben ağladım. Ama ilk defa geri adım atmadım. Ertesi gün Ayşe Abla’nın yardımıyla birkaç parça işimi mahalledeki pazara götürdüm. İlk satışımı yaptığımda ellerim titredi ama kalbim gururla doldu. Eve döndüğümde çocuklar bana sarıldı: “Anne, sen harikasın!” dediler.
Murat ilk başta soğuk davrandı, hatta birkaç gün benimle konuşmadı bile. Ama ben pes etmedim; her hafta yeni işler diktim, pazarda sattım. Zamanla mahalledeki kadınlar bana sipariş vermeye başladı. Bir gün Murat işten eve geldiğinde beni dikiş makinesinin başında buldu; yanına oturdu ve sessizce izledi.
“Zeynep,” dedi yumuşak bir sesle, “ben seni hep evde otururken gördüm. Şimdi başka birisin sanki.”
Gözlerim doldu ama bu sefer mutluluktan: “Ben hep buyum Murat, sadece görmüyordun.”
Ailemden de tepki aldım tabii… Annem telefonda “Kocanı kızdırma, kadın kısmı iş yapmaz!” diye çıkıştı bana. Ama ben artık susmuyordum: “Anneciğim, ben çocuklarıma güçlü bir anne olmak istiyorum. Onlara hayallerinin peşinden gitmeyi öğretmek istiyorum.”
Bir gün pazarda yaşlı bir teyze yanıma geldi: “Kızım, senin gibi kadınlara ihtiyacımız var,” dedi gözleri dolarak. O an anladım ki benim mücadelem sadece kendim için değilmiş; benim gibi görünmeyen binlerce kadının sesi oluyordum.
Aylar geçti, işlerim büyüdü; küçük bir atölye açtım mahalledeki kadınlarla birlikte çalışmaya başladık. Her biri kendi hikayesini anlattı bana; kimi eşinden korkuyordu, kimi ailesinden destek görmüyordu. Ama birlikte güçlendik, birbirimize omuz olduk.
Murat zamanla değişti; çocuklar anneleriyle gurur duymaya başladı. Bir akşam sofrada Murat bana döndü: “Zeynep, ben seni anlamakta geç kaldım galiba,” dedi mahcupça.
Gülümsedim: “Önemli olan şimdi anlaman Murat.”
Hayat kolay olmadı; hâlâ bazen yoruluyorum, bazen korkuyorum ama artık biliyorum ki kendi değerimi kendim belirliyorum. Allah’a her gece şükrediyorum; bana güç verdiği için, yolumu aydınlattığı için.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç kendi değeriniz için savaştınız mı? Sadece başkalarının gözünde değil, kendi gözünüzde de önemli olduğunuzu hissettiniz mi?