Bir Kadının Sınavı: Nafakayla Hayat, Aileyle Savaş

“Senin de bir annen var, unutma! Kardeşin zor durumda, sen de elini taşın altına koyacaksın!” Annemin sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. O an elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. Gözlerim doldu ama ağlamamaya çalıştım. Oğlum Emir odasında ödev yapıyordu, ona güçlü görünmek zorundaydım.

Boşanmanın üzerinden iki yıl geçmişti. Eski eşim Serkan’dan aldığım nafakayla zar zor geçiniyordum. İstanbul’da kiralar almış başını gitmişti, markete her gidişimde fiyatlar değişiyordu. Emir’in okul masrafları, kıyafetleri, kursları derken elimde avucumda bir şey kalmıyordu. Annem ise sanki bütün bunları bilmiyormuş gibi, benden kardeşim Murat’ın iki çocuğuna da bakmamı istiyordu. Murat’ın eşi evi terk etmişti, çocuklar ortada kalmıştı. Annem bana, “Sen zaten evde oturuyorsun, iki çocuk daha ne olacak?” diyordu.

Ama annem bilmiyordu ki ben evde oturmuyordum; sabahları temizlik işlerine gidiyor, akşamları komşulara ütü yapıyordum. Nafaka zaten yetmiyordu, bir de başkasının çocuklarını nasıl bakabilirdim?

Bir akşam, Murat kapımızı çaldı. Yüzü solgundu, gözleri kan çanağı gibi. “Abla,” dedi, “Bir hafta idare et şu çocukları, iş bulana kadar. Annem de razı.” O an içimde bir öfke kabardı. “Murat,” dedim, “Ben kendi oğluma zor bakıyorum. Senin çocuklarına nasıl bakayım?”

Murat başını eğdi. “Biliyorum abla ama başka çarem yok. Annem de senin yanında kalmalarını istiyor.”

O sırada annem araya girdi: “Senin de kanın, canın onlar. Kardeşinin çocukları aç mı kalsın? Hem Serkan’dan aldığın nafaka var ya!”

İşte o an içimdeki acı bir kahkahayla patladı: “Anne! Benim oğlum için verilen nafakayla başka çocuklara mı bakacağım? Zaten o para yetmiyor ki! Sen hiç düşündün mü ben nasıl geçiniyorum?”

Annem bana öyle bir baktı ki sanki ben bencilmişim gibi hissettim. “Eskiden aileler bir arada yaşardı, herkes birbirine destek olurdu,” dedi.

Ama eski zamanlar geçti anne! Şimdi herkes kendi derdinde, herkes kendi yükünü taşımak zorunda.

O gece uyuyamadım. Emir’in odasına girdim, onu izledim. Küçücük bedeniyle kocaman bir dünyayı sırtlamış gibiydi. Babasıyla görüşmek istemiyordu; Serkan’ın yeni hayatında Emir’e yer yoktu sanki. Ben ise hem anne hem baba olmaya çalışıyordum.

Ertesi gün annem tekrar aradı: “Kızım, Murat iş bulana kadar idare et. Sonra çocuklarını alacak.”

“Anne,” dedim, “Benim de sınırlarım var. Emir’in psikolojisi zaten bozuk. Başka çocuklara bakacak gücüm yok.”

Telefonun ucunda sessizlik oldu. Sonra annem ağlamaya başladı: “Ben ne yaptım da böyle evlatlarım oldu? Herkes kendi derdinde!”

O an kendimi çok kötü hissettim. Bir yanda annemin vicdan azabı yükleyen sözleri, diğer yanda oğlumun geleceği…

Bir hafta sonra Murat’ın çocukları kapıdaydı. Annem onları getirmişti bile. “Bir hafta,” dedi annem, “Söz.”

Evde üç çocuk… Emir sessizleşti, odasından çıkmaz oldu. Murat’ın kızı Zeynep sürekli ağlıyordu; oğlu Ali ise gece altını ıslatıyordu. Ben ise sabahları temizlik işine gidip akşamları ütü yapıyor, geceleri ise üç çocuğun derdiyle uğraşıyordum.

Bir gece Emir yanıma geldi: “Anne, neden bizim paramızla başkalarına bakıyoruz? Ben artık yeni ayakkabı istemiyorum.”

O an içim parçalandı. Oğlumun çocukluğunu çaldığımı düşündüm.

Bir hafta geçti, Murat hâlâ iş bulamamıştı. Annem ise her gün arayıp sabretmemi söylüyordu.

Bir akşam Murat geldi; cebinde üç beş kuruş getirmişti ama yetmezdi tabii ki… “Abla,” dedi utanarak, “Biraz daha idare et.”

O gece patladım: “Ben bu yükü daha fazla taşıyamam! Emir’in psikolojisi bozuldu, ben tükeniyorum! Herkes benden fedakârlık bekliyor ama kimse bana sormuyor!”

Annem ertesi gün kapıya dayandı: “Sen bencil oldun! Aile böyle mi olunur?”

“Anne,” dedim gözyaşları içinde, “Ben de insanım! Benim de sınırlarım var! Emir’in nafakasıyla başka çocuklara bakmak adil mi?”

Annem sustu; ilk defa beni anlamaya çalıştı belki de…

Sonunda Murat iş buldu ve çocuklarını aldı. Ev sessizleşti ama içimde fırtına dinmedi.

Şimdi düşünüyorum da; kadın olmak bu ülkede neden hep fedakârlık demek? Kendi çocuğum için verilen nafakayla başka hayatlara yetişmeye çalışmak adil mi? Siz olsanız ne yapardınız?