“Kendi Düğünümde Utanç Yaşamak İstemiyorum!” – Kızımın Çığlığı ve Annemle Aramızdaki Uçurum
“Anne, lütfen! Ne olur bu konuyu tekrar açma!” Elif’in sesi mutfakta yankılandı. Gözleri dolmuştu, ama öfkesini saklamıyordu. Ben ise ellerimi çaresizce önlüğümde buruşturmuş, ona bakıyordum. “Elif, bak… O senin babaannen. Onu davet etmezsek, ömrüm boyunca vicdan azabı çekerim.”
Elif sandalyesinden fırladı, “Ben kendi düğünümde utanç yaşamak istemiyorum! Herkesin içinde rezil olmak istemiyorum! Bunu bana yapamazsın anne!”
O an içimde bir şeyler koptu. Annem, yani Elif’in babaannesi, yıllardır köyde yalnız başına yaşıyor. Babam öldükten sonra daha da içine kapandı. Elif küçükken ona çok düşkündü ama yıllar geçtikçe aralarındaki bağ zayıfladı. Şehir hayatı, üniversite, yeni arkadaşlar… Elif’in dünyası değişti. Annem ise hep aynı kaldı: eski kafalı, biraz aksi, biraz da fazla açık sözlü.
Ama Elif’in bu kadar sert olması… İçimi yaktı. “Elif,” dedim titrek bir sesle, “o senin kanından. Düğününde yanında olmalı.”
Elif gözlerini kaçırdı. “Anne, lütfen… O köyden geldiğinde herkesin içinde garip davranıyor. Geçen sefer halamın nişanında yaptığı konuşmayı hatırlıyor musun? Herkesin içinde halama ‘senin kısmetin geç geldi’ dedi! Arkadaşlarım hâlâ dalga geçiyor.”
Bir an sustum. Haklıydı belki de… Annem bazen düşünmeden konuşur, şehirli insanların yanında tuhaf kaçan laflar ederdi. Ama bu onun kötü biri olduğu anlamına gelmezdi ki!
O gece uyuyamadım. Yatakta dönüp durdum. Kocam Mehmet de sessizdi. Sonunda dayanamayıp sordum: “Mehmet, sence annemi çağırmalı mıyız?”
Mehmet derin bir iç çekti. “Bak Sevgi, Elif’in mutluluğu önemli. Ama anneni de üzmek istemem. Belki Elif’le tekrar konuşursun?”
Sabah olduğunda annemi aradım. Sesim titriyordu. “Anne… Elif’in düğünü için hazırlık yapıyoruz.”
Annem hemen heyecanlandı: “Ay kızım, ne güzel! Ne zaman? Ben de gelir yardım ederim.”
Yutkundum. “Anne… Şey… Elif biraz çekiniyor. Hani geçen seferki gibi… Konuşmaların…”
Bir sessizlik oldu. Sonra annemin sesi çatladı: “Ben utanılacak biri miyim Sevgi?”
Gözlerim doldu. “Hayır anne, asla! Ama Elif çok hassas… Arkadaşları, çevresi…”
Annem derin bir nefes aldı. “Ben senin annenim Sevgi. Torunumun düğününe gitmeyecek miyim? Benim de hakkım yok mu?”
O an annemin sesinde yılların kırgınlığını hissettim. Onun için köyden kalkıp şehre gelmek kolay değildi; yeni insanlarla tanışmak, yabancı sofralarda oturmak ona hep zor gelmişti. Ama torununun en mutlu gününde yanında olmak istiyordu.
Düğün hazırlıkları devam ederken evde gerginlik arttı. Elif gelinliğini denemeye giderken bile surat asıyordu. Bir gün alışverişten dönerken arabada patladı:
“Anne, bana neden baskı yapıyorsun? Benim günüm bu! Herkesin önünde rezil olmak istemiyorum!”
“Rezillik mi Elif? Babaannen mi seni rezil edecek?”
“Evet! Onun köylü halleriyle, garip laflarıyla! Arkadaşlarımın yanında utanmak istemiyorum!”
O an arabayı kenara çektim ve döndüm ona: “Elif, senin için her şeyi yaptım bugüne kadar. Ama ailemizi saklamak, yok saymak… Bunu yapamam! Senin mutluluğun için kendi annemi üzmemi bekleme benden!”
Elif ağlamaya başladı. “Anne, anlamıyorsun! Ben farklı bir hayat istiyorum! Herkes gibi olmak istiyorum!”
O gece Mehmet’le uzun uzun konuştuk. O da üzgündü: “Belki Elif’i anlamaya çalışmalısın Sevgi. Gençler artık farklı düşünüyor.”
Ama ben annemin yalnızlığını düşündüm hep… Onun köydeki eski evini, duvardaki sararmış fotoğrafları… Babamın ölümünden sonra nasıl sessizleştiğini…
Düğüne bir hafta kala annem aradı: “Kızım, ben gelmeyeceğim galiba… Torunum beni istemiyor.”
Sustum. Boğazımda düğümlenen kelimeler çıkmadı.
Düğün günü geldi çattı. Salon kalabalık, herkes şıkır şıkır giyinmişti. Elif’in arkadaşları selfie çekiyor, müzik çalıyor… Ama içimde bir boşluk vardı.
Nikâh memuru sorunca Elif’in gözleri bana kaydı; ben ise kapıya baktım – annem gelmemişti.
Düğün boyunca herkes eğlendi ama ben hep eksiktim. Pasta kesilirken gözlerim doldu; Elif’in yanına gittim.
“Elif,” dedim fısıltıyla, “babaannen gelmedi.”
Elif başını çevirdi: “İyi oldu anne… Kimseyi utandırmadık.”
O an içimde bir şey öldü sanki.
Düğünden sonra eve döndük. Ertesi sabah annemi aradım; açmadı. Günlerce ulaşamadım.
Bir hafta sonra köye gittim; annem kapıda oturuyordu. Gözleri şişmişti.
“Anne…” dedim titreyerek.
Bana baktı: “Torunumun düğününe gitmedim Sevgi… Ben artık kimseye lazım değilim.”
Dizlerinin dibine oturdum; ellerini tuttum.
“Anne, affet beni… Arada kaldım…”
Annem gözyaşlarını sildi: “Sen de anasın şimdi Sevgi… Bir gün sen de benim gibi olacaksın belki…”
O an anladım ki; aile olmak sadece mutlu günlerde yan yana durmak değilmiş. Bazen en büyük acılarımızı bile paylaşamıyoruz.
Şimdi düşünüyorum da… Biz çocuklarımızı korumak isterken onları mı yalnızlaştırıyoruz? Yoksa geçmişimizi saklarken kendimizi mi kaybediyoruz? Siz olsaydınız ne yapardınız?