Kardiyolog Bekleme Salonunda Geçmişle Yüzleşmek: Bir Yaradan Kalan İz
“Sen… Sen Zeynep misin?”
Kardiyolog bekleme salonunda, kalbimin çarpıntısından çok, yanımda oturan adamın sesiyle irkildim. Gözlerimi kaldırdığımda, orta yaşlı, hafifçe kırlaşmış saçları olan bir adam bana dikkatle bakıyordu. “Şey… Evet?” dedim, sesim titrek. Adam hafifçe gülümsedi, sonra başını yana eğdi: “Sen hiç Şile’deki yaz kampına gittin mi? Hani şu 2002 yazında… Sağ kaşının hemen üstünde küçük bir iz vardı. Hâlâ duruyor mu?”
O an, sanki boğazıma bir yumruk oturdu. Elimi istemsizce kaşımın üstüne götürdüm. O küçücük iz… Yıllardır aynada bakarken neredeyse görmediğim, ama şimdi sanki yeniden kanamaya başlayan o yara. Hafızamda bir şimşek çaktı: O yaz, o kamp, o gece…
Adamın gözlerinde bir tanıdıklık vardı. “Benim adım Murat,” dedi yavaşça. “O gece yağmur yağarken kayıp düşmüştün. Ben de oradaydım.”
Bir an için her şey sustu. Bekleme salonundaki televizyonun sesi, hemşirenin çağrısı, hatta kalbimin atışı bile durmuş gibiydi. Sadece geçmişin ağırlığı vardı omuzlarımda.
O yaz kampına gitmemi annem istememişti aslında. Babam ise, “Kızım biraz sosyalleşsin,” diye ısrar etmişti. Annem hep korumacıydı; bana güvenmezdi, ya da belki kendine güvenmezdi. O gece kampta yağmur başlamıştı ve ben, diğer çocuklarla birlikte çadırdan çıkıp dans etmek istemiştim. Annem olsaydı asla izin vermezdi. Ama babamın sesi kulaklarımda çınlıyordu: “Hayat kısa Zeynep, korkma.”
Çamurlu zeminde kayıp düştüğümde, alnımı bir taşa çarpmıştım. Kan akarken Murat yanıma koşmuştu. O anı şimdi hatırlayınca gözlerim doldu. “Sen miydin?” dedim fısıltıyla. “Evet,” dedi Murat. “O zaman da çok korkmuştun.”
Birden içimde yıllardır bastırdığım öfke ve kırgınlık kabardı. O yara izi sadece alnımda değil, ruhumda da açılmıştı. Annem o gün bana çok kızmıştı; “Sana demiştim!” diye bağırmıştı hastanede. Babam ise sessizce elimi tutmuştu ama gözlerinde suçluluk vardı.
Murat’la göz göze geldik. “Biliyor musun,” dedi, “o gece sen ağlarken yanında oturmuştum. Ama sonra seni bir daha hiç görmedim.”
İçimde bir şeyler kırıldı. O yazdan sonra ailemde hiçbir şey eskisi gibi olmamıştı. Annemle aramızda görünmez bir duvar örülmüştü; bana güveni tamamen sarsılmıştı. Babam ise işine daha çok gömülmüş, evdeki sessizlik büyümüştü.
Murat’ın sesiyle kendime geldim: “Yara izini görünce hemen tanıdım seni. İnsan bazı şeyleri unutamıyor.”
Gözlerim doldu; utandım ağlamaktan ama tutamadım kendimi. “O yara izi… Sadece bir kaza değildi benim için,” dedim titrek sesle. “Ailemdeki her çatlağın başlangıcıydı sanki.”
Murat başını salladı; anlayışla baktı bana. “Ben de ailemle çok sorun yaşadım o yıllarda,” dedi. “Belki de hepimizin bir yara izi var, görünmeyen.”
Bir süre sessizce oturduk. Bekleme salonunda zaman ağır akıyordu; kalbimdeki yük ise daha da ağırdı.
“Annenle hâlâ görüşüyor musun?” diye sordu Murat.
Bir an duraksadım. “Görüşüyorum ama… Hiçbir zaman eskisi gibi olamadık,” dedim. “O günden sonra bana hiç güvenmedi. Her adımımı kontrol etti, her kararımı sorguladı.”
Murat iç çekti: “Benim annem de öyleydi. Hep hata yapmamdan korkardı.”
Başımı eğdim; ellerim titriyordu. “Bazen düşünüyorum,” dedim fısıltıyla, “keşke o gece hiç dışarı çıkmasaydım… Belki de her şey farklı olurdu.”
Murat hafifçe gülümsedi: “Ama o zaman da başka bir şey olurdu Zeynep. Hayat böyle işte.”
O anda hemşire ismimi çağırdı: “Zeynep Yılmaz!”
Ayağa kalkarken Murat’a baktım; gözlerinde sıcak bir dostluk vardı.
“Belki de bu yara izimizi kabullenmemiz gerekiyor,” dedi yavaşça.
Başımı salladım; gözlerimde yaşlarla muayene odasına yürüdüm.
Doktor kalbimi dinlerken aklım hâlâ geçmişteydi. Annemin bana sarılmadığı o geceyi düşündüm; babamın sessizliğini, kendi yalnızlığımı…
Muayene bitince tekrar bekleme salonuna döndüm; Murat gitmişti.
Elimi kaşımın üstüne götürdüm; o küçük iz hâlâ oradaydı.
Belki de hayatımızdaki en derin yaralar görünmeyenlerdir… Sizce de bazen affetmek, unutmak kadar zor değil mi? Ya siz, kendi yara izlerinizle nasıl başa çıkıyorsunuz?