Son Durak: Bir Bankta Kırılan Hayatımın Hikâyesi

“Yeter artık anne! Ben de insanım, ben de yoruldum!” diye bağırdım, sesim evin duvarlarında yankılandı. Annem, gözlerinde hem öfke hem de çaresizlikle bana bakıyordu. Babam ise yine sessiz, yine uzak. O an, evdeki nefes bile boğazıma düğümlendi. Kapıyı çarpıp çıktım. Ayakkabılarımı bile tam giymeden, kendimi sokağa attım. Hava serindi ama içimdeki öfke ve utanç, tenimi yakıyordu.

Adım Emre. 29 yaşındayım. Üniversiteyi bitirdim ama iş bulamadım. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, ailemin evinde sıkışıp kalmıştım. Her günüm aynıydı: Annemin bitmek bilmeyen serzenişleri, babamın suskunluğu ve işsizliğin getirdiği o ağır yük. Arkadaşlarım birer birer uzaklaştı; kimisi evlendi, kimisi başka şehirlere gitti. Ben ise her sabah aynı parkta, aynı bankta oturup hayatımı sorguluyordum.

O bank… Mahallemizin parkındaki o eski, yeşil boyası dökülmüş bank. Çocukken orada top oynardık, annem bana simit yedirirdi. Şimdi ise sanki tüm hayatımın ağırlığını taşıyordu. O gün de yine oraya koştum. Oturdum ve başımı ellerimin arasına aldım. Gözlerimden yaşlar süzüldü; kimse görmesin diye yüzümü sakladım.

Birden yanımda bir ses duydum: “Evlat, iyi misin?” Kafamı kaldırdım; parkın bekçisi Hüseyin Amca’ydı. Yüzünde yılların yorgunluğu ama bir o kadar da sıcak bir ifade vardı. “İyi değilim Hüseyin Amca,” dedim titrek bir sesle. “Her şey üstüme geliyor. İş yok, para yok… Evde huzur yok.”

Hüseyin Amca derin bir iç çekti. “Bak oğlum,” dedi, “Ben de zamanında çok zor günler geçirdim. Ama insan bazen en dipteyken kendini bulur.”

O an ona inanmak istedim ama içimdeki karanlık daha baskındı. Eve dönmek istemedim; saatlerce o bankta oturdum. Gözümün önünden geçen çocukları izledim; onların gülüşleri bana çok uzak geldi. Bir ara eski arkadaşım Burak geçti yanımdan, yanında sevgilisiyle. Göz göze geldik ama selam vermedi. İçimdeki yalnızlık daha da büyüdü.

Gece çöktüğünde eve döndüm. Annem kapıda bekliyordu; gözleri şişmişti ağlamaktan. “Neredeydin Emre?” dedi, sesi titriyordu. “Korkuttun bizi.”

“Biraz hava aldım,” dedim kısaca. O an annemin bana sarılmasını istedim ama aramızda görünmez bir duvar vardı.

Ertesi sabah yine aynı banktaydım. Bu sefer yanımda yaşlı bir teyze oturdu; elinde poşetler vardı. “Oğlum,” dedi, “Sen her gün buradasın, hayırdır?”

Gülümsedim acı acı: “Hayat biraz zor bu aralar.”

Teyze başını salladı: “Benim oğlum da işsizdi yıllarca. Ama bak şimdi Almanya’da çalışıyor. Sabret evladım, Allah büyük.”

O sözler kulağıma umut gibi gelmedi; daha çok içimi acıttı. Çünkü ben sabrın sonuna gelmiştim.

Günler böyle geçti. Evdeki tartışmalar arttı; babam bir akşam masayı yumrukladı: “Yeter artık Emre! Bir iş bulamazsan bu evde daha fazla kalamazsın!”

O gece uyuyamadım. Tavanı izledim saatlerce. Sabah olunca yine banktaydım; bu sefer yağmur yağıyordu ama umurumda değildi.

Bir ara yanımdan geçen genç bir adam durdu; elinde iş ilanları vardı. “Kardeş,” dedi, “Şantiyede eleman arıyorlar, denemek ister misin?”

Bir an umutlandım ama sonra içimdeki korku konuştu: “Ya başaramazsam? Ya yine rezil olursam?”

Ama başka çarem yoktu. Ertesi gün şantiyeye gittim; ellerim titriyordu ama çalışmaya başladım. İlk gün çok zordu; ellerim su topladı, sırtım ağrıdı ama akşam eve dönerken içimde garip bir huzur vardı.

Annem beni kapıda karşıladı; gözlerinde ilk defa umut gördüm: “Aferin oğlum,” dedi sessizce.

Ama işler yolunda gitmedi; birkaç hafta sonra şantiye kapandı, ben yine işsiz kaldım. Yine banktaydım; bu sefer yanımda kimse yoktu.

Bir akşam parkta otururken yanımdan geçen gençler bana laf attı: “Oğlum bu bank senin mi? Kalk da biraz biz oturalım!”

Kalktım, uzaklaştım ama içimdeki öfke büyüdü. Neden her şey üst üste geliyordu? Neden ben hep kaybedendim?

O gece eve döndüğümde annemle babam kavga ediyordu; konu yine bendim. Annem beni savunuyordu: “Çocuk elinden geleni yapıyor!” Babam ise daha da sinirliydi: “Yapamıyor işte! Erkek adam böyle olmaz!”

O an dayanamadım: “Baba yeter! Ben de insanım! Ben de yoruldum!”

Evde bir sessizlik oldu; annem ağladı, babam odasına çekildi.

Ertesi sabah yine banktaydım ama bu sefer farklı hissettim. Belki de artık kabullenmem gerekiyordu; hayat bazen adil değildi ama ben pes edemezdim.

Bir hafta sonra belediyede geçici bir iş buldum; temizlik görevlisi olarak başladım. İnsanlar küçümsedi belki ama ben gururla çalıştım.

Aylar geçti; evdeki hava değişti, annem daha huzurlu oldu, babam bana eskisi kadar kızmıyordu.

Ama o bank… Hâlâ her fırsatta gidip oturuyorum orada. Çünkü orası benim en karanlık günlerimin şahidi oldu; orada ağladım, orada umutlandım, orada kendimi buldum.

Şimdi bazen gençleri görüyorum o bankta; yanlarına oturup onlara umut vermeye çalışıyorum.

Belki de hayat böyle bir şeydir: Herkesin bir bankı vardır ve herkes bir gün o bankta kendini sorgular.

Siz hiç kendi bankınızda oturup hayatınızı sorguladınız mı? Ya da en karanlık anınızda size umut veren biri oldu mu?