Mavi Kurdeleli Kız: Bir Okul Müdürünün Vicdanıyla Yüzleşmesi
“Elif, neden yine artanları topluyorsun kızım?”
Sesim titriyordu, ama yüzümdeki gerginliği saklamaya çalıştım. Elif başını kaldırmadan, elindeki poşete bir parça ekmek daha sıkıştırdı. Mavi kurdeleleriyle örülü saçları, yüzüne düşen gölgeleri biraz olsun aydınlatıyordu. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. On beş yıldır bu okulun müdürlüğünü yapıyordum, ama bazı çocukların taşıdığı yükleri hâlâ göremediğimi fark ettim.
O gün, öğle arasında koridorda yürürken Elif’i kantinin köşesinde gördüm. Herkes gülüp oynarken, o sessizce masaların arasında dolaşıyor, kimsenin dikkatini çekmeden tabaklarda kalanları topluyordu. İlk başta, belki de bir oyun oynuyordur diye düşündüm. Ama bu, birkaç gündür devam ediyordu. Öğretmenlerden biri, “Elif çok sessizdir, kimseyle pek konuşmaz,” demişti. Ama ben, sessizliğin bazen en büyük çığlık olduğunu biliyordum.
O akşam eve gittiğimde, Elif’in gözleri aklımdan çıkmadı. Kendi çocuklarımın sofrada yemek seçtiği, tabağında kalanları umursamadığı anlar gözümün önüne geldi. Vicdanım sızladı. Ertesi gün, Elif’i takip etmeye karar verdim. Okul çıkışında arkasından yürüdüm. Elif, okuldan çıkar çıkmaz hızla arka sokaklara saptı. Birkaç eski apartmanın arasından geçip, yıkık dökük bir binanın önünde durdu. Kapıdan içeri girdiğinde, ben de biraz uzakta bekledim. Bir süre sonra, pencereden içeriyi görebildim. Elif, poşetindeki yemekleri küçük kardeşlerine dağıtıyordu. Annesi, yorgun bir ifadeyle köşede oturuyordu. O an, Elif’in neden her gün artanları topladığını anladım.
Ertesi gün, Elif’i odama çağırdım. “Kızım, bana anlatmak ister misin? Neden yemekleri topluyorsun?” dedim. Elif başını eğdi, bir süre sessiz kaldı. Sonra, ince bir sesle konuştu:
“Kardeşlerim aç kalmasın diye, öğretmenim. Annem iş bulamadı. Babam da yok artık. Evde bazen hiç yemek olmuyor. Ben de… ben de utanıyorum, kimse bilmesin istiyorum.”
Sözleri içimi dağladı. O an, Elif’in yaşadığı utancın, aslında bizim toplum olarak taşıdığımız bir utanç olduğunu anladım. Bir çocuğun açlığını saklamaya çalışması, bizim gözlerimizi kapatmamızdan kaynaklanıyordu.
O hafta, öğretmenler odasında konuyu açtım. “Arkadaşlar, Elif gibi başka çocuklarımız da olabilir. Lütfen gözünüzü dört açın. Yoksulluk sadece para eksikliği değil, aynı zamanda bir utanç duygusu da yaratıyor. Bizim görevimiz, bu çocukların yükünü hafifletmek.” dedim. Bazı öğretmenler başını salladı, bazıları ise sessiz kaldı. Herkesin içindeki vicdanla yüzleşmesi kolay değildi.
Bir gün, Elif’in annesi okula geldi. Gözleri doluydu. “Ayşe Hanım, kızımın durumunu öğrendiğinizi duydum. Bize yardım etmek istiyormuşsunuz. Ama ben kimseye yük olmak istemem,” dedi. Elini tutup, “Siz bize yük olmuyorsunuz. Bizim görevimiz bu. Elif’in hakkı olanı vermek istiyoruz,” dedim. O an, kadının gözlerinden yaşlar süzüldü.
Okulda bir yardım kampanyası başlattık. Velilerden ve öğretmenlerden topladığımız yardımlarla, Elif’in ailesine ve benzer durumda olan diğer çocuklara destek olduk. Ama biliyordum ki, bu sadece geçici bir çözümdü. Asıl sorun, toplumun yoksulluğa karşı duyarsızlaşmasıydı.
Bir gün Elif, yanıma geldi. “Ayşe öğretmenim, artık kardeşlerim aç kalmıyor. Ama ben yine de utanıyorum. Arkadaşlarım bilirse, benimle dalga geçerler mi?” dedi. Ona sarıldım. “Kızım, yoksulluk utanılacak bir şey değil. Asıl utanması gerekenler, bunu görmezden gelenlerdir,” dedim.
Ama Elif’in gözlerindeki korku geçmedi. Okulda bazı çocuklar, Elif’in yardım aldığını öğrenince arkasından fısıldaşmaya başladılar. Bir gün teneffüste, iki kız Elif’in önünü kesti:
“Sen fakir misin Elif? O yüzden mi artıkları topluyorsun?”
Elif’in yüzü kızardı, gözleri doldu. O an müdahale ettim:
“Kimse kimsenin durumuyla alay edemez! Hepimiz bir gün yardıma muhtaç olabiliriz. Önemli olan birbirimize destek olmamız,” dedim.
O gün akşam eve dönerken, kendi çocukluğumu düşündüm. Ben de küçükken annemle pazara gider, kalan sebzeleri toplardık. O zamanlar utanırdım, ama şimdi anlıyorum ki asıl utanması gereken biz değiliz.
Elif’in hikayesi, okulda bir şeyleri değiştirdi. Öğrenciler arasında dayanışma arttı. Bazı veliler, ihtiyaç sahipleri için düzenli yardım yapmaya başladı. Ama yine de biliyorum ki, Elif gibi nice çocuk sessizce acı çekiyor bu ülkede.
Şimdi size soruyorum: Bir çocuğun açlığını görmezden gelmek mi daha kolay, yoksa ona el uzatmak mı daha insanca? Siz olsaydınız ne yapardınız?