Misafirler Gitti, Ama Kırgınlık Kaldı: Bir Anne-Kız Hikayesi
— Ne demek istiyorsun anne? — dedim, sesim titreyerek. Ellerim hâlâ bulaşık deterjanının köpüğünde, gözlerim ise annemin yüzünde asılı kalmıştı. Misafirler henüz gitmişti; evde bir sessizlik, bir soğukluk vardı. Annem, mutfak masasının başında oturmuş, ellerini dizlerine koymuş, bana bakıyordu. Yüzünde hem yorgunluk hem de öfke vardı.
— Senin için yaptıklarımı bir gün olsun takdir etmedin, Elif! — dedi annem. Sesi çatallıydı, gözleri dolmuştu. — Babanı yıllarca çektim, sırf siz çocuklarım rahat edin diye. Sen şimdi bana nankör mü diyorsun?
Bir an sustum. İçimde biriken öfkeyi bastırmaya çalışıyordum. O an, çocukluğumdan beri hissettiğim o boğucu duygular tekrar yükseldi. Annemin gölgesinde büyümüştüm; onun beklentileriyle, onun kurallarıyla. Hep iyi kız olmam gerekiyordu. Ama ben ne zaman kendi yoluma gitmek istesem, suçluluk duygusu yakama yapışıyordu.
— Anne, ben senden sadece biraz anlayış istedim. Kendi hayatımı kurmak istediğimde neden hep karşıma çıktın? Neden hep bana borçluymuşum gibi hissettirdin? — dedim, sesim yükselmişti artık.
Annem başını öne eğdi. Birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra hafifçe burnunu çekti.
— Senin için her şeyden vazgeçtim, Elif. Gençliğimden, hayallerimden… Babanla evliliğimde bile seni düşündüm. O kadar çok şey yaşadım ki… Senin anlamanı bekledim hep.
O an annemin gözlerinde bir kırgınlık gördüm. Ama bu kırgınlık bana değil, sanki hayata, geçmişe, kendi seçimlerineydi. Bir an için ona acıdım. Ama sonra kendi içimdeki yaralar aklıma geldi.
Çocukken babamın öfke nöbetlerinden kaçarken annemin arkasına saklanırdım. Ama annem çoğu zaman sessiz kalırdı. Bazen babamın yanında yer alırdı bile. O zamanlar anlamazdım; şimdi ise annemin de çaresiz olduğunu biliyorum. Ama bu, yaşadığım acıyı hafifletmiyor.
— Anne, ben de çocukken korktum. Senin yanında güven bulmak isterdim ama çoğu zaman yalnız hissettim kendimi. Şimdi de kendi hayatımı kurmak istiyorum ama sen hep bana engel oluyorsun gibi geliyor.
Annem birden ayağa kalktı. Gözleri dolmuştu.
— Ben mi engel oluyorum? Senin mutlu olmanı istemez miyim sanıyorsun? Ama sen de hiç düşünmüyorsun beni! Yıllarca seni büyütmek için çalıştım, didindim… Şimdi de yalnız kalmak istemiyorum. Sen gidince bu ev bomboş olacak!
Bir an sustum. Annemin yalnızlığı gözlerimin önüne geldi: Sabahları tek başına kahvaltı eden, akşamları televizyon karşısında uyuyakalan bir kadın… Ama ben de kendi hayatımı yaşamak istiyordum artık.
— Anne, ben seni bırakmıyorum ki… Sadece kendi ayaklarımın üzerinde durmak istiyorum. İstanbul’da iş buldum diye sevinemedim bile; çünkü sen bana hep suçluluk hissettirdin.
Annem ellerini yüzüne kapadı, sessizce ağlamaya başladı. O an içimde bir şeyler kırıldı. Ona sarılmak istedim ama ayaklarım yerinden kıpırdamadı.
— Elif… Ben sensiz ne yaparım? — dedi kısık bir sesle.
O an çocukluğumdan beri ilk defa annemi bu kadar savunmasız gördüm. Ama aynı zamanda kendi içimdeki öfkeyi de bastıramadım.
— Anne, ben de senin gibi olmak istemiyorum! Kendi hayatımı yaşamak istiyorum! Hep başkaları için yaşadın; ben de mi öyle olayım? — dedim hıçkırarak.
Annem bana baktı, gözlerinde hem kızgınlık hem de çaresizlik vardı.
— Demek ki ben hata yaptım… Demek ki çocuklar için yaşamak yanlışmış… — dedi acı bir gülümsemeyle.
O an içimde bir suçluluk dalgası yükseldi ama aynı zamanda özgürleşme isteği de vardı. Annemin fedakarlıklarını inkâr etmiyordum ama artık onun hayatının yükünü taşımak istemiyordum.
Bir süre sessizce oturduk mutfakta. Dışarıda yağmur başlamıştı; damlalar pencereye vuruyordu. Annem gözlerini sildi, derin bir nefes aldı.
— Elif… Belki de haklısın. Belki de ben fazla bağlandım sana… Ama insan yaşlanınca korkuyor yalnız kalmaktan…
O an annemin korkularını ilk kez bu kadar açık gördüm. Ama yine de kendi hayatımı seçmekten vazgeçmeyecektim.
— Anne… Ben seni bırakmıyorum. Sadece kendim olmak istiyorum. Senin kızın olarak kalacağım ama kendi yolumu da çizmek istiyorum…
Annem başını salladı ama gözlerinde hâlâ bir hüzün vardı.
O gece odama çekildiğimde uzun süre uyuyamadım. Annemin sözleri kulaklarımda çınlıyordu: “Sen gidince bu ev bomboş olacak.” Bir yanda annemin yalnızlığı, diğer yanda kendi hayallerim…
Sabah olduğunda annemle kahvaltı ettik; aramızda garip bir sessizlik vardı. Göz göze gelmekten kaçındık ikimiz de. Ama biliyordum ki bu konuşma ikimizi de değiştirmişti.
İstanbul’a taşındığımda annemle aramızdaki mesafe arttı ama her telefon konuşmasında o geceyi hatırladık ikimiz de. Zamanla annem de alıştı; hatta bazen bana “Kendine iyi bak” derken sesinde bir gurur hissediyordum.
Ama hâlâ içimde bir soru var: Bir anneyle kız arasında ne kadar mesafe olmalı? Kendi hayatımızı kurarken ailemize ne kadar borçluyuz? Sizce doğru olan nedir?