Bir Sözün Bedeli: Bir Akşam, Bir Hayat

“Yemin ediyorum anne, bu sefer her şey farklı olacak! Söz veriyorum, bak göreceksin!”

Sesim, boş mağazanın duvarlarında yankılandı. Saat neredeyse dokuzdu; mağazanın kapanmasına yirmi dakika kalmıştı. Elektronik mağazasında çalışmak kolay değildi. Hele ki akşam saatlerinde, müşteri kalmadığında, insan kendi düşünceleriyle baş başa kalıyordu. Rafların arasında dolaşırken, içimdeki huzursuzluk daha da büyüdü. Bugün eve eli boş dönmek istemiyordum ama maaşımın yatmasına daha üç gün vardı. Annemle babamın yüzüne nasıl bakacaktım?

Telefonum titredi. Ekranda “Annem” yazıyordu. Açtım.

“Yusuf, oğlum, ekmek almayı unutma. Bir de baban hâlâ iş bulamadı, moralini bozma sakın. Sen bizim umudumuzsun.”

Yutkundum. Annemin sesi her zamanki gibi yorgun ve endişeliydi. “Tamam anne, merak etme. Bugün güzel bir haberle geleceğim eve.” dedim ama içimden geçenleri duysa, belki de bana hiç umut bağlamazdı.

Telefonu kapattıktan sonra mağazanın camından dışarı baktım. İstanbul’un akşam trafiği, ışıklar içinde bir karmaşaydı. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor, herkesin bir derdi vardı. Benim derdim ise ailemin yükünü omuzlarımda taşımaktı.

Birden arkamdan bir ses geldi: “Yusuf, kasayı kapatıyoruz. Son kontrolleri yapar mısın?”

Bu, mağaza müdürümüz Ayşe Hanım’dı. Sert bakışlarıyla bana baktı. “Tabii Ayşe Hanım,” dedim ve kasaya yöneldim. İçimdeki huzursuzluk daha da arttı. Çünkü bugün zam istemek için söz vermiştim kendime. Ama cesaretim yoktu.

Kasayı kapatırken içimdeki ses susmuyordu: “Ya yine olmazsa? Ya yine başaramazsam?”

Ayşe Hanım yanıma geldi. “Yusuf, bir şey mi diyecektin? Bugün biraz dalgınsın.”

Bir an duraksadım. Sonra gözlerimi yere indirdim: “Ayşe Hanım… Ben… Yani… Maaş konusunda bir konuşabilir miyiz?”

Ayşe Hanım’ın yüzü bir anda ciddileşti. “Bak Yusuf, biliyorum durumunu. Ama şirket bu aralar zam yapmıyor. Sen iyi çalışıyorsun ama elimden bir şey gelmez.”

İçimdeki umut bir anda söndü. “Anladım,” dedim kısık sesle.

Mağazadan çıktığımda hava iyice kararmıştı. Eve yürürken cebimdeki son parayla bir ekmek aldım. Eve yaklaştıkça kalbim daha hızlı atıyordu. Çünkü babam yine işsizdi ve annem her zamanki gibi sessizce ağlıyordu geceleri.

Kapıyı açtığımda annem mutfakta oturuyordu. Gözleri şişmişti ama bana gülümsemeye çalıştı.

“Hoş geldin oğlum.”

Babam ise salonda televizyonun karşısında sessizce oturuyordu. O eski neşesinden eser yoktu artık.

Ekmek poşetini masaya bıraktım ve annemin yanına oturdum.

“Anne… Bugün zam alamadım.” dedim utana sıkıla.

Annem elimi tuttu: “Olsun oğlum, sen elinden geleni yapıyorsun.”

Ama biliyordum ki içten içe o da umutsuzdu.

O sırada babam seslendi: “Yusuf, oğlum… Senin yaşında ben iki çocuğa bakıyordum. Şimdi ise evin yükü senin omuzlarında. Bize kızma olur mu?”

Gözlerim doldu. “Kızmıyorum baba… Sadece… Keşke daha fazlasını yapabilsem.”

O gece odama çekildim ve eski defterimi açtım. Üniversite hayallerimi yazdığım sayfalar sararmıştı. Oysa ben mühendis olacaktım; ailemi bu yoksulluktan kurtaracaktım. Ama hayat başka türlü yazılmıştı bana.

Birden telefonum çaldı. Arkadaşım Emre’ydi.

“Yusuf, yarın sabah iş görüşmesi varmış bir fabrikada. Gelmek ister misin?”

Bir an umutlandım ama sonra düşündüm: Ya mağazadaki işimi kaybedersem? Ya aileme yine hayal kırıklığı yaşatırsam?

Sabaha kadar uyuyamadım. Annem odama geldi.

“Oğlum, bazen insan en zor kararları vermek zorunda kalır. Sen ne yaparsan yap arkandayız.”

Gözyaşlarımı tutamadım.

Ertesi sabah Emre’yle buluştum ve fabrikaya gittik. Uzun bir kuyruk vardı; herkes iş arıyordu. İçeri girdiğimizde insan kaynakları müdürüyle kısa bir görüşme yaptık.

“Daha önce tecrüben var mı?” diye sordu adam.

“Hayır ama öğrenmeye hazırım,” dedim.

Adam başını salladı: “Seni arayacağız.”

O gün eve dönerken içimde yine o tanıdık boşluk vardı. Akşam yemeğinde babam sessizliğini bozdu:

“Yusuf, ben gençken köyde tarlada çalışırdık. Şimdi şehirde iş bulmak daha zor oldu. Ama pes etmek yok oğlum.”

Annem ise sofrayı toplarken sessizce ağlıyordu yine.

Gece yatağımda dönüp dururken kendi kendime sordum: “Gerçekten her şey değişebilir mi? Verdiğim sözleri tutabilecek miyim?”

Belki de asıl mesele, hayata karşı verdiğimiz sözlerin ağırlığını taşırken kendimize ne kadar dürüst olabildiğimizdi.

Sizce insan bazen umut etmekten vazgeçmeli mi? Yoksa her şeye rağmen mücadele etmeye devam mı etmeli?