Bir Yıldızın Altında Doğan Elif: Kaderin Sessiz Çığlığı

“Elif, bak gözlerime! Bir daha o çocuğun yanına gittiğini görmeyeyim!” Annemin sesi mutfakta yankılanırken, elimdeki kırık tabak yere düşüp paramparça oldu. O an, içimde bir şeylerin de kırıldığını hissettim. Oysa ben sadece mahalledeki Zeynep’le ip atlıyordum. Annem, Zeynep’in ailesinin ‘bizden olmadığını’ söylerdi hep. O gün, ilk defa annemin gözlerinde korku ve öfkenin karışımını gördüm.

Doğduğumda, ebemiz “Bu çocuk yıldızlı doğdu, bahtı açık olacak,” demiş. Annem yıllarca bu sözü anlatıp durdu. Küçükken saçlarımı örer, bana masallar okur, “Senin hayatın hep güzel olacak,” derdi. Babam ise beni bisikletin arkasına alır, yazları dedemin köyüne götürürdü. O zamanlar hayatımda tek derdim, harfleri bir türlü aklımda tutamamaktı. Annem bazen kızar, “Elif, bu kadar zor mu?” diye söylenirdi ama sonra yine sarılırdı bana.

Her şey beş yaşımda değişti. Babam işten erken gelmez oldu; annem geceleri sessizce ağlardı. Bir gece, mutfaktan gelen tartışma sesleriyle uyandım: “Yeter artık, bu evde nefes alamıyorum!” diye bağırıyordu babam. Annem ise “Kızımız var, Elif var!” diye yalvarıyordu. O an anladım ki, yıldızım sönmeye başlamıştı.

Bir sabah babam eşyalarını topladı ve gitti. Annem günlerce konuşmadı benimle. Okula başladığımda, saçlarımı artık kendim örüyordum. Herkesin annesi sabahları çocuklarını öperken, benim annem gözlerini kaçırıyordu. Öğretmenim Ayşe Hanım bir gün yanıma gelip, “Elif, bugün neden bu kadar sessizsin?” diye sorduğunda gözlerim doldu ama ağlamadım. Çünkü annem bana “Güçlü olmalısın,” demişti.

Yıllar geçti. Annem çalışmaya başladı; akşamları yorgun dönerdi eve. Ben de ev işlerine yardım etmeye başladım. Ama ne yaparsam yapayım, annemin yüzünde o eski sıcaklığı göremiyordum. Bir gün mutfakta bulaşık yıkarken, annem arkamdan yaklaştı: “Elif, sen de baban gibi misin? Beni bırakıp gidecek misin?” dedi titrek bir sesle. O an anneme sarılmak istedim ama ellerim köpüklüydü; sadece başımı salladım.

Liseye başladığımda hayatımda yeni bir fırtına koptu: Aşk. Sınıfımızın en sessiz çocuğu Mehmet’e âşık oldum. Mehmet’in ailesi kasabadan yeni taşınmıştı ve herkes onları konuşuyordu. Annem duyunca çıldırdı: “Oğlanın ailesi belli değil! Sakın adını bile anma!” dedi. Ama kalbime söz geçiremiyordum.

Bir akşam Mehmet’le parkta buluştuğumuzu öğrenince annem beni saçlarımdan tuttuğu gibi odaya kilitledi. Kapının arkasında saatlerce ağladım. O gece ilk defa anneme karşı içimde bir öfke doğdu: Neden benim mutluluğumdan korkuyordu? Neden kendi acısını bana da yaşatıyordu?

Mehmet’le gizli gizli görüşmeye devam ettim. Bir gün annem mektubumuzu buldu ve bana tokat attı. “Sen de mi beni yarı yolda bırakacaksın?” diye bağırdı. O an anladım ki, annemin korkusu yalnız kalmak değil; geçmişin acısını bana da miras bırakmaktı.

Üniversite sınavını kazandığımda annem ilk defa bana sarıldı ve ağladı: “Beni bırakıp gideceksin değil mi?” dedi fısıltıyla. O an ona sarılıp “Anne, ben hep senin kızınım,” dedim ama içimde bir özgürlük ateşi yanıyordu.

İstanbul’a taşındığımda her şey değişti. Koca şehirde yalnızdım ama özgürdüm de. İlk başlarda her gece annemi aradım; sonra aramalar azaldı. Mehmet’le yollarımız ayrıldı; hayat başka bir yöne savurdu bizi. Üniversitede yeni dostlar edindim, yeni hayaller kurdum.

Ama ne zaman gece olursa ve pencereden yıldızlara baksam, çocukluğumdaki o masum Elif’i hatırlardım: Saçları örgülü, gözlerinde umut olan küçük kız… Annemin korkuları, babamın suskunluğu ve benim içimde büyüyen yalnızlık…

Bir gün annem hastalandı; apar topar memlekete döndüm. Yatakta zayıf düşmüş haldeydi; gözleriyle beni aradı odada. Elini tuttum; “Anne, ben geldim,” dedim usulca. Gözlerinden yaşlar süzüldü: “Kızım… Senin yıldızın hiç sönmesin,” dedi son bir güçle.

O an anladım ki, annemin bütün öfkesi sevgisindendi; korkuları ise kaybetmekten… Onu affettim içimde ve kendimi de…

Şimdi pencereden yıldızlara bakarken düşünüyorum: Acaba gerçekten yıldızımız kaderimizi belirler mi? Yoksa biz mi kendi yolumuzu çizeriz? Sizce insan geçmişinin zincirlerini kırıp kendi hayatını kurabilir mi?