Sessiz Çığlıklar: Bir Kadının Hayatta Kalma Mücadelesi
“Yeter artık, Zeynep! Bir gece daha komşuların diline düşeceğiz!” diye bağırdı Erkan, yumruğunu masaya indirirken. O an, içimdeki tüm cesaretim bir anda paramparça oldu. Küçük kızım Elif, korkuyla bana sarıldı. Kapı zili çaldığında ise kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Saat gece yarısını geçmişti; kim gelirdi ki bu saatte?
Kapının arkasından gelen tok ses, “İyi akşamlar, ben mahalle bekçisi Murat. Aşağıdaki komşunuz gürültü ve bağırışlardan şikayetçi oldu,” dedi. Erkan’ın yüzü bir anda bembeyaz kesildi. Ben ise titreyen ellerimle kapıyı araladım. “Tabii, buyurun… Sadece önce kızımı sakinleştireyim,” dedim kısık bir sesle. Aslında elim ayağım, polisin gelişinden değil, Erkan’ın bana yine vurmuş olmasından titriyordu.
Murat Bey içeri girdiğinde evdeki havayı hemen fark etti. Elif’in gözleri yaşlıydı, ben ise gözlerimi kaçırıyordum. Erkan ise koltuğa çökmüş, hiçbir şey olmamış gibi televizyona bakıyordu. Murat Bey bana dönüp, “Bir sorun var mı?” diye sorduğunda, boğazımda düğümlenen kelimeler çıkmak istemedi. “Yok… Sadece biraz tartıştık,” diyebildim güçlükle.
O gece Murat Bey gittikten sonra Erkan bana döndü: “Bak, bir daha polise laf edersen seni bu evde yaşatmam!” dedi dişlerinin arasından. O an anladım ki bu evde ne kadar susarsam susayım, şiddet bitmeyecekti.
Ertesi sabah annemi aradım. “Anne, ben artık dayanamıyorum,” dedim ağlayarak. Annem ise her zamanki gibi, “Kızım, yuvanı bozma. Her evde olur böyle şeyler. Sabret,” dedi. O an içimdeki umut kırıntıları da yok oldu. Çünkü annem de, komşular da, hatta mahalledeki herkes susmamı istiyordu.
Günler geçtikçe Erkan’ın öfkesi daha da arttı. İşten kovulmuştu ve bütün hırsını benden çıkarıyordu. Elif ise her geçen gün içine kapanıyordu. Bir gün okuldan aradılar; Elif’in arkadaşlarıyla kavga ettiğini söylediler. Okula gittiğimde öğretmeniyle konuştum. “Zeynep Hanım, Elif çok gergin ve mutsuz görünüyor. Evde bir sorun mu var?” diye sorduğunda gözlerim doldu ama yine de hiçbir şey söyleyemedim.
Bir akşam Erkan eve sarhoş geldi. Elif odasında saklanırken ben mutfakta yemek hazırlıyordum. Bir anda arkamdan gelip saçımı çekti ve yere fırlattı. “Senin yüzünden bu hale geldim!” diye bağırdı. O an Elif’in çığlığını duydum; koşup bana sarıldı. “Anne, lütfen gitmeyelim buradan!” dedi ağlayarak.
O gece sabaha kadar düşündüm. Ya bu evde kalıp her gün biraz daha yok olacaktım ya da Elif’i de alıp yeni bir hayata başlayacaktım. Sabah olunca sessizce birkaç parça eşya topladım, Elif’in elini tuttum ve evden çıktık.
Sığınacak hiçbir yerimiz yoktu; annem yine kapısını açmadı. “Kızım, dön evine! Boşanmış kadın ne yapar bu toplumda?” dedi telefonda. Gözyaşlarımı silip bir kadın sığınma evine başvurdum. Orada benim gibi nice kadınla tanıştım; hepsinin hikayesi birbirinden acıydı ama hepsi de hayatta kalmak için mücadele ediyordu.
Sığınma evinde geçirdiğim ilk gece Elif’e sarılıp ağladım. “Anneciğim, artık korkmana gerek yok,” dedim ona ama aslında en çok kendimi ikna etmeye çalışıyordum.
Günler geçtikçe kendime güvenim geri gelmeye başladı. Sığınma evindeki psikologla konuştum; bana cesaret verdi. Bir gün Elif’le parka gittiğimizde ilk defa uzun zamandır güldüğünü gördüm. O an anladım ki doğru kararı vermiştim.
Ama toplumun baskısı peşimizi bırakmadı. Mahalledeki eski komşularım beni görünce arkamdan fısıldaşıyorlardı: “Bak bak, kocasını bırakmış! Kim bilir ne yaptı da adam onu dövdü?” dediklerini duydum defalarca.
İş bulmak için başvurduğum yerlerde de hep aynı sorular: “Neden boşandınız? Çocuğunuzun babasıyla görüşüyor musunuz?” Sanki suçlu olan bendim…
Bir gün Elif’in doğum günüydü; ona küçük bir pasta aldım ve sığınma evindeki kadınlarla kutladık. Elif bana sarılıp “Anne, iyi ki buradayız,” dediğinde gözlerim doldu ama bu sefer mutluluktan.
Aylar sonra küçük bir iş buldum; temizlik yaparak para kazanmaya başladım. Kendi ayaklarım üzerinde durmak zordu ama her gün biraz daha güçlendim.
Erkan ise peşimizi bırakmadı; defalarca aradı, tehdit etti. Bir gün sığınma evinin önüne gelip bağırdı: “Zeynep! Dön o eve yoksa seni de kızını da mahvederim!” Polis çağırdık; uzaklaştırma kararı aldırdım ama korkum hiç geçmedi.
Bir gece Elif uyurken pencereden dışarı baktım; İstanbul’un ışıkları arasında kaybolmuş hayatımı düşündüm. “Ben ne zaman mutlu olacağım?” diye sordum kendime sessizce.
Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız ne yapardınız? Sessiz kalmaya devam mı ederdiniz yoksa her şeye rağmen özgürlüğünüz için savaşır mıydınız?