Kıyıda Kırık Hayaller: Bir Yazın Ardında Bıraktıkları
“Baba, lütfen… Bir kez olsun beni dinle!” diye bağırdım, sesim Kadıköy sahilinde yankılandı. Babamın yüzü, her zamanki gibi sert ve ifadesizdi. Annem ise arkamda, gözleriyle yere bakıyordu; sanki orada bir cevap bulacakmış gibi. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim.
O yaz, üniversite sınavını yeni atlatmıştım. Herkesin dilinde aynı cümle: “Kazandın mı?” “Hangi bölüme gideceksin?” “Tıp mı, mühendislik mi?” Ben ise sadece biraz nefes almak, kendimi bulmak istiyordum. Ama ailem için bu bir lüks değil, zayıflıktı. Babam, “Bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu,” derdi hep. “Çalışacaksın, okuyacaksın, adam olacaksın!”
O gün sahilde otururken, martıların çığlıkları arasında kaybolmak istedim. Yanımda oturan Zeynep’e döndüm. O da benim gibi sınavdan çıkmıştı ama onun ailesi daha rahattı. “Ne yapacaksın şimdi?” diye sordum ona. Gözlerini denize dikti, “Biraz uyuyacağım, kitap okuyacağım… Belki de resim yaparım,” dedi gülümseyerek. O an içimde bir kıskançlık hissettim; onun özgürlüğü bana uzak bir rüya gibiydi.
Eve döndüğümde annem mutfakta sessizce yemek yapıyordu. Babam ise televizyonun karşısında, haberleri izliyordu. Masaya oturduğumda, babam birden sesini yükseltti: “Ne karar verdin? Hangi bölümü yazacaksın?” Cevap veremedim. İçimde fırtınalar kopuyordu ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Annem araya girdi: “Belki biraz dinlenmek ister…” Babam elini masaya vurdu: “Dinlenmek mi? Hayat dinlenmek için mi var? Herkes çalışıyor, sen de çalışacaksın!”
O gece odamda sabaha kadar uyuyamadım. Pencereden dışarı baktım; İstanbul’un ışıkları bana umut değil, boğucu bir yalnızlık veriyordu. Zeynep’in söyledikleri aklıma geldi: “Hayat senin hayatın, başkalarının değil.” Ama bunu aileme nasıl anlatabilirdim? Onların gözünde ben sadece bir başarı makinesiydim.
Bir hafta sonra Zeynep’le tekrar buluştuk. Moda’da çay bahçesinde otururken bana dönüp, “Neden bu kadar korkuyorsun?” diye sordu. Sessiz kaldım. Sonra gözlerim doldu: “Babamdan korkuyorum… Onu hayal kırıklığına uğratmaktan korkuyorum.” Zeynep elimi tuttu: “Ama kendini kaybediyorsun.”
O gün eve dönerken kararımı verdim. Kendi istediğim bölümü yazacaktım: Edebiyat. Babam bunu asla kabul etmeyecekti ama başka çarem yoktu. Başvuru formunu doldururken ellerim titredi. Annem yanıma geldi, sessizce omzuma dokundu: “Korkma,” dedi fısıldayarak. O an gözyaşlarımı tutamadım.
Sonuçlar açıklandığında evde bir sessizlik oldu. Babam gazeteyi elinden bırakıp bana baktı: “Edebiyat mı? Ne iş yapacaksın onunla? Aç mı kalacaksın?” Sesim titreyerek cevap verdim: “Bu benim hayatım baba… Başka türlü mutlu olamam.” Babam ayağa kalktı, odadan çıktı. Annem ise bana sarıldı.
O yaz boyunca evde soğuk bir hava esti. Babam benimle konuşmadı, annem ise arada sırada gizlice ağladı. Zeynep’le daha çok vakit geçirmeye başladım; birlikte kitap okuduk, sahilde yürüdük, hayallerimizi konuştuk. Bir gün Zeynep bana döndü: “Senin yerinde olsam ben de korkardım ama yine de doğru olanı yapardım.”
Bir akşam babam eve geç geldi. Yorgun ve öfkeliydi. Masaya oturduğunda bana bakmadan konuştu: “Senin için çalıştık, didindik… Şimdi sen bizim emeğimizi çöpe mi atacaksın?” O an içimdeki öfke patladı: “Ben sizin için yaşamak istemiyorum! Kendi hayatımı yaşamak istiyorum!” Babam ilk kez bana böyle baktı; gözlerinde hem öfke hem de şaşkınlık vardı.
O gece evde büyük bir kavga çıktı. Annem ağladı, babam bağırdı, ben ise odamda kapıyı kilitleyip sabaha kadar ağladım. Ertesi sabah annem yanıma geldi: “Baban zamanla alışır,” dedi ama sesinde inanç yoktu.
Üniversiteye başladığımda her şey değişti. Yeni arkadaşlar edindim, hocalarım beni destekledi. Ama babamla aramızdaki mesafe hiç kapanmadı. Bayramda eve gittiğimde bile bana soğuk davrandı; sanki yabancıymışım gibi.
Zeynep ise her zaman yanımdaydı. Bir gün ona sordum: “Sence babam beni affeder mi?” Zeynep gülümsedi: “Belki bir gün… Ama önce sen kendini affetmelisin.”
Şimdi mezun oldum ve bir yayınevinde çalışıyorum. Hayat kolay değil; para sıkıntısı çekiyorum, bazen yalnız hissediyorum ama en azından kendim için yaşıyorum.
Bazen geceleri pencereden dışarı bakarken kendi kendime soruyorum: Gerçekten doğru olanı yaptım mı? Ailemi üzmeye değer miydi? Siz olsanız ne yapardınız?