Bir Karşılaşmanın Hayatımı Altüst Ettiği O Gece

“Yeter artık, Emir! Yirmi yaşına geldin, hâlâ bir baltaya sap olamadın!” Babamın sesi, evin salonunda yankılandı. O an, elimdeki telefonun ekranına bakıyordum, sosyal medyada boş boş geziniyordum. Annem hemen araya girdi, her zamanki gibi: “Ne var canım, bırak çocuk biraz dinlensin. Daha genç, hayatı yaşasın.” Babam sinirle kapıyı çarparak çıktı. Annem bana dönüp göz kırptı, “Sen üzülme oğlum, ben buradayım.”

Çocukluğumdan beri annem bana her istediğimi verdi. Beş yaşındayken istediğim oyuncakları, on yaşında en büyük pastayı, lisede ise en iyi telefonları… Hiçbir zaman bir şey için mücadele etmem gerekmedi. Annem, “Senin mutlu olman için her şeyi yaparım,” derdi. Babam ise hep bir kenarda, sessizce izlerdi. O zamanlar anlamazdım, şimdi ise içimde bir boşluk var. Sanki hayat bana ait değilmiş gibi.

Üniversiteye başladığımda da değişen bir şey olmadı. Sabahları zorla kalkıyor, derslere çoğu zaman gitmiyor, günümü bilgisayar başında oyun oynayarak geçiriyordum. Arkadaşlarım çalışıyor, staj yapıyor, hayata hazırlanıyordu. Ben ise, “Daha çok gencim, acelem yok,” diyordum. Annem de her zaman arkamdaydı: “Oğlumun keyfi yerinde olsun yeter.”

Bir gece, yine evde otururken, arkadaşım Burak aradı. “Emir, hadi gel, Kadıköy’deyiz. Biraz kafa dağıtalım.” İstemeyerek de olsa kabul ettim. Evden çıkarken annem, “Üşütme, geç kalma,” dedi. Babam ise bana bakmadan odasına çekildi.

Kadıköy’de bir kafede oturduk. Burak ve diğer arkadaşlarım, işlerinden, hayallerinden bahsediyordu. Ben ise sessizdim. O sırada yan masada oturan yaşlı bir adam dikkatimi çekti. Gözleri uzaklara dalmış, elinde eski bir kitap vardı. Bir ara göz göze geldik. Hafifçe gülümsedi. İçimde bir merak uyandı. Yanına gidip, “Affedersiniz, ne okuyorsunuz?” diye sordum.

Adam başını kaldırdı, gözleriyle beni süzdü. “Hayatımı okuyorum,” dedi. Şaşırdım. “Nasıl yani?” dedim. “Bu kitap, benim gençliğimde tuttuğum günlüklerden oluşuyor. Her sayfası bir pişmanlık, bir umut, bir kayıp.”

Bir süre sessizce oturduk. Sonra bana döndü: “Senin adın ne?” “Emir,” dedim. “Ne yapıyorsun hayatında, Emir?”

Bir an duraksadım. Ne diyebilirdim ki? “Üniversite okuyorum,” dedim, ama sesim kısık çıktı. Adam başını salladı. “Okumak güzel. Peki, hayalin ne?”

Bu soru beni hazırlıksız yakaladı. Hayalim yoktu. O an, içimde bir utanç hissettim. Adam gülümsedi, “Bak oğlum, ben de senin yaşındayken her şeyin kolay olmasını isterdim. Annem bana her istediğimi verdi. Ama bir gün, annemi kaybettim. O zaman anladım ki, hayat kimseye torpil geçmiyor. Ne kadar kaçarsan kaç, bir gün gerçekle yüzleşirsin.”

O gece eve dönerken kafam karmakarışıktı. Annem kapıda karşıladı, “Yoruldun mu oğlum?” dedi. “İyiyim anne,” dedim ama içim içimi yiyordu. Odama çekildim, yatağa uzandım. Yaşlı adamın sözleri kulaklarımda çınlıyordu: “Hayat kimseye torpil geçmiyor.”

Ertesi sabah, ilk defa annemden önce kalktım. Kahvaltı hazırlarken annem şaşkınlıkla bana baktı. “Hayırdır oğlum, hasta mısın?” “Yok anne, sadece biraz değişiklik yapmak istedim,” dedim. Babam masaya oturdu, bana bakmadan çayını yudumladı. İçimde bir huzursuzluk vardı. O gün derslere gittim, hatta bir hocamla sohbet ettim. Arkadaşlarım şaşkınlıkla bana bakıyordu. “Emir, sana ne oldu?” dediler. “Bilmiyorum, belki de artık değişmem gerekiyor,” dedim.

Günler geçtikçe, annem endişelenmeye başladı. “Oğlum, kendini çok zorlama. Senin mutlu olman önemli,” diyordu. Babam ise ilk defa bana, “Aferin oğlum,” dedi. O an, babamın gözlerinde bir gurur gördüm. İlk defa, onun bana gerçekten değer verdiğini hissettim.

Ama değişim kolay olmadı. Eski alışkanlıklarım peşimi bırakmıyordu. Bir gün, annemle tartıştık. “Neden bu kadar uğraşıyorsun? Eskisi gibi olsan ne olur?” dedi. “Anne, ben artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum,” dedim. Annemin gözleri doldu. “Ben seni korumak istedim, oğlum. Hep mutlu ol istedim.” “Biliyorum anne, ama artık kendi mutluluğumu kendim bulmam lazım.”

O gece, babam yanıma geldi. “Bak oğlum,” dedi, “annen seni çok seviyor. Ama bazen fazla sevgi de insanı boğar. Ben de seni hep izledim, ama müdahale etmedim. Şimdi seninle gurur duyuyorum.”

Bir gün, üniversitede bir seminer afişi gördüm: “Girişimcilik ve Hayatta Başarı.” İçimde bir kıpırtı hissettim. Seminere katıldım. Orada, kendi işini kurmuş gençlerle tanıştım. Onların hikâyeleri beni etkiledi. Eve döndüğümde, anneme ve babama, “Kendi işimi kurmak istiyorum,” dedim. Annem endişeliydi, “Ya başaramazsan?” dedi. Babam ise, “Denemeden bilemezsin,” dedi.

Aylarca çalıştım, araştırdım, projeler hazırladım. İlk başta başarısız oldum, ama pes etmedim. Her başarısızlık, bana yeni bir şey öğretti. Annem zamanla bana destek olmaya başladı. “Seninle gurur duyuyorum, oğlum,” dedi bir gün. Babam ise, “İşte şimdi gerçek bir adam oldun,” dedi.

Şimdi, kendi işimi kurdum. Hayatımda ilk defa, bir şeyleri başardım. Annem ve babamla aram daha iyi. Artık, hayatın bana sunduğu zorluklardan kaçmıyorum. Onlarla yüzleşiyorum. Bazen hâlâ korkuyorum, bazen hâlâ eski tembelliğime dönmek istiyorum. Ama o yaşlı adamın sözleri hep aklımda: “Hayat kimseye torpil geçmiyor.”

Şimdi size soruyorum: Siz hiç, bir gecede hayatınızın değiştiğini hissettiniz mi? Ya da, sizi sarsan bir cümleyle karşılaştığınız oldu mu?