Annemin Çocuklarıma Bakmak İstememesi: Bir Yalnız Annenin Mücadelesi
“Anne, lütfen… Sadece bu hafta, başka bir şey istemiyorum. Sadece çocuklara birkaç saat göz kulak ol. Yemin ederim, başka bir yolum yok!”
Annemin gözleri cam gibi soğuk, dudakları ince bir çizgiye dönüşmüş. Ellerim titriyor, avuçlarımda ter birikmiş. O ise, mutfak masasının başında, çay bardağını usulca çeviriyor. “Leyla, ben artık yoruldum. Senin çocuklarına bakmak benim görevim değil. Herkes kendi hayatını yaşasın.”
O an, içimde bir şeyler kırılıyor. Sanki evin duvarları üstüme yıkılıyor. Üç çocuğum, arka odada sessizce oynuyor. Onların kahkahaları, annemin sözleriyle boğuluyor. Murat’ın ölümünden sonra, bu şehirde tek dayanağım annemdi. Şimdi, o da yokmuş gibi hissediyorum.
Eşim Murat’ı iki yıl önce, bir kış sabahı kaybettim. O gün, kar yağmıştı. Murat, işe gitmek için evden çıkmıştı. Bir saat sonra, telefonum çaldı. Polis, hastane, soğuk bir morg… O günden beri, hayatımda hiçbir şey aynı olmadı. Üç çocuğumla baş başa kaldım. En büyüğü, Elif, on yaşında. Diğerleri, Kerem ve Zeynep, daha ilkokul çağında. Onlara hem anne, hem baba olmaya çalışıyorum. Ama bazen, insanın gücü tükeniyor.
İstanbul’da yaşamak kolay değil. Kiralar, faturalar, okul masrafları… Sabahları, çocukları okula bırakıp, temizlik işine gidiyorum. Akşam eve döndüğümde, yorgunluktan ayakta duramıyorum. Bazen, çocuklarımın ödevlerine yardım edecek halim kalmıyor. İşte o zaman, annemin desteğine muhtaç oluyorum. Ama o, her seferinde beni geri çeviriyor.
Bir gün, Elif ateşler içinde kıvranırken, işyerinden izin alamadım. Annemi aradım. “Anne, Elif çok hasta. Lütfen, bir saatliğine gel, ben hemen döneceğim.” dedim. Annem, “Benim de işlerim var, Leyla. Her seferinde bana geliyorsun. Ben senin bakıcın değilim!” diye bağırdı. O an, gözyaşlarımı tutamadım. Elif’in başında sabaha kadar bekledim. O gece, yalnızlığımın ne kadar derin olduğunu anladım.
Çocuklarım, babalarını çok özlüyor. Bazen, Kerem geceleri uyanıp ağlıyor. “Anne, babam neden gitti? O da bizi bırakmak istemezdi, değil mi?” diye soruyor. Ne cevap vereceğimi bilemiyorum. Onlara güçlü görünmeye çalışıyorum ama içimde fırtınalar kopuyor. Annem, torunlarını seviyor mu, bilmiyorum. Onlara karşı da mesafeli. Sanki, Murat’ın ölümünden sonra, hepimize küsmüş gibi.
Bir gün, komşum Ayşe abla, “Leyla, annenin sana bu kadar uzak durmasına anlam veremiyorum. Senin annen, senin kanın. Torunlarına sahip çıkmalı.” dedi. İçimden, “Keşke öyle olsa…” diye geçirdim. Ama annemin kalbi, bana karşı hep soğuk oldu. Küçüklüğümden beri, sevgisini göstermekten kaçındı. Babam öldüğünde de, aynı soğuklukla baş başa kalmıştım.
Geçen hafta, işyerinde temizlik yaparken, patronum bana fazladan bir iş teklif etti. “Leyla Hanım, akşam da kalırsan, iki katı ücret alırsın.” dedi. Gözümde çocuklarımın yeni ayakkabıları, Elif’in istediği kitaplar canlandı. Ama çocukları bırakacak kimsem yoktu. Annemi aradım, yine aynı cevap: “Ben bakamam, Leyla. Kendi başının çaresine bak.”
O gece, eve döndüğümde, çocuklarım aç uyumuştu. Buzdolabında sadece bir parça peynir ve bayat ekmek vardı. Elif, “Anne, neden baba yokken her şey bu kadar zor?” diye sordu. Gözlerim doldu. “Bazen, hayat adil değil kızım. Ama biz birlikte güçlüyüz.” dedim. İçimden, “Gerçekten güçlü müyüz?” diye sordum.
Bir akşam, annemle yüzleşmeye karar verdim. Çocukları yatırdıktan sonra, annemin evine gittim. Kapıyı açtı, beni görünce şaşırdı. “Anne, neden bana yardım etmiyorsun? Neden torunlarına sırtını dönüyorsun?” dedim. Annem, gözlerini kaçırdı. “Leyla, ben de yoruldum. Gençliğim gitti, baban öldüğünden beri tek başıma ayakta durmaya çalışıyorum. Senin yükünü de taşıyamam.” dedi. “Ama ben de yalnızım, anne! Senin desteğine ihtiyacım var. Birlikte olsak, her şey daha kolay olmaz mı?” diye ağladım. Annem, sessizce başını salladı. “Bazen, insan kendi yükünü taşımak zorunda kalır.” dedi sadece.
O gece, eve dönerken, sokak lambalarının altında gölgem uzuyordu. İçimde bir boşluk, bir kırgınlık vardı. Annemin sevgisini hiç tam olarak hissedemedim. Şimdi, çocuklarım da aynı soğukluğu yaşıyor. Onlara daha iyi bir hayat sunmak istiyorum ama tek başıma ne kadar dayanabilirim, bilmiyorum.
Bir sabah, Kerem’in okulunda veli toplantısı vardı. İşten izin alamadım. Okuldan aradılar, “Anne, Kerem’in dersleri kötüye gidiyor. Daha fazla ilgiye ihtiyacı var.” dediler. O an, çaresizliğim bir kez daha yüzüme çarptı. Çocuklarım için daha fazla ne yapabilirim? Onlara hem anne, hem baba, hem de bir aile olmaya çalışıyorum. Ama bazen, insanın gücü yetmiyor.
Bir akşam, Elif yanıma geldi. “Anne, neden baba yokken herkes bize sırtını dönüyor?” diye sordu. Ona sarıldım. “Kızım, bazen insanlar kendi acılarına gömülür. Ama biz birbirimize sahip çıkarsak, kimseye ihtiyacımız kalmaz.” dedim. Ama içimde, annemin eksikliği bir yara gibi kanamaya devam ediyor.
Şimdi, bu satırları yazarken, çocuklarım odalarında uyuyor. Ben ise, mutfakta eski bir sandalyede oturmuş, hayatımı düşünüyorum. Annemin bana sırt çevirmesi, en çok canımı yakan şey oldu. Kendi annemden göremediğim sevgiyi, çocuklarıma vermeye çalışıyorum. Onlara, yalnız olmadıklarını hissettirmek için elimden geleni yapıyorum.
Bazen düşünüyorum: Bir anne, kendi kızına ve torunlarına nasıl bu kadar uzak olabilir? Aile dediğimiz şey, sadece kan bağı mı, yoksa birlikte mücadele etmek mi? Siz olsaydınız, annenizin bu tavrına nasıl dayanırdınız?