Yılbaşı Gecesi: Patlayan Havai Fişekler ve Sessiz Çığlıklar

“Yeter artık, Serkan!” diye bağırdım, sesim Ankara’nın yılbaşı gecesini delen havai fişeklerin patlamasıyla yarışıyordu. Salondaki misafirler bir anlığına sustu, gözler üzerimdeydi. Annem, köşede oturmuş, ellerini dizlerine kenetlemişti; babam ise gözlerini kaçırıyordu. Serkan ise hâlâ gülümsemeye çalışıyordu, sanki hiçbir şey olmamış gibi. Ama ben, içimdeki fırtınayı artık saklayamıyordum. O an, herkesin önünde, hayatımın en büyük kararını vermek üzere olduğumu hissettim.

Her yıl olduğu gibi, bu yılbaşı da bizim evde kutlanacaktı. Serkan, her zamanki gibi, gösterişli bir masa hazırlamış, en pahalı şarapları almış, arkadaşlarını ve ailemi davet etmişti. Ben ise, sadece huzurlu bir gece, biraz sessizlik ve belki de birlikte bir film izlemek istemiştim. Ama Serkan’ın gözünde yılbaşı, herkesin onu konuştuğu, evimizin ışıklar içinde parladığı, kahkahaların ve alkışların hiç bitmediği bir geceydi. O, hayatı hep bir sahne gibi yaşardı; ben ise perde arkasında, sessizce var olmaya çalışırdım.

Mutfağa kaçtım. Ellerim titriyordu. Annem peşimden geldi. “Kızım, ne yapıyorsun? Misafirlerin önünde…” dedi, sesi titrek ve endişeliydi. “Anne, dayanamıyorum artık. Her şey gösteriş, her şey başkaları için. Benim isteklerim, benim huzurum hiç önemli değil mi?” dedim. Annem sustu, gözleri doldu. O da yıllarca babamın gölgesinde yaşamıştı; beni anlıyordu ama bir şey diyemiyordu.

Serkan mutfağa girdi, sesi hâlâ yüksek, hâlâ neşeliydi. “Ne oluyor burada? Hadi, herkes seni bekliyor. Yılbaşı gecesi, gülümse biraz!” dedi. Ona baktım, gözlerim doldu. “Serkan, ben yoruldum. Her şeyin bu kadar abartılı olmasından, kendimi hep arka planda hissetmekten yoruldum. Bir gece de benim istediğim gibi olsun istedim. Sadece huzur…” dedim. O ise anlamadı, anlamak istemedi. “Bak, herkes eğleniyor. Sen de biraz rahatla. Hayat bir kere yaşanıyor!” dedi, omuz silkti. O an, içimde bir şey koptu.

Salona döndüm. Herkes yine kendi sohbetine dönmüştü ama bakışlar üzerimdeydi. Kardeşim Melis, bana göz kırptı, “İstersen balkona çıkalım abla,” dedi. Onunla balkona çıktık. Ankara’nın ayazı yüzümü keserken, gözyaşlarım sıcak sıcak aktı. Melis, “Abla, yıllardır böyle. Senin ne istediğini hiç sormadı. Hep kendi istediği gibi yaşadı. Belki de artık kendini düşünmenin zamanı gelmiştir,” dedi. O an, ilk defa yalnız olmadığımı hissettim. Ama yine de korkuyordum. Onca yıl, onca emek…

Saat gece yarısına yaklaşırken, havai fişekler patlamaya başladı. Herkes dışarı çıktı, gökyüzü renk renk parladı. Serkan, elinde kadehle yanıma geldi. “Bak, ne güzel bir gece. Yeni yıl, yeni umutlar. Hadi, geçmişi unutalım,” dedi. Ama ben unutamıyordum. O an, içimdeki sessizliği kırmak istedim. “Serkan, ben artık böyle devam edemem. Senin hayatın, senin gösterişin, senin mutluluğun… Benimkine hiç yer yok. Belki de yollarımızı ayırmanın zamanı gelmiştir,” dedim. Serkan’ın yüzü düştü, ilk defa gerçekten şaşırdı. “Ne diyorsun sen? Herkesin önünde mi?” dedi. “Evet, herkesin önünde. Çünkü ben de varım, ben de biriyim. Sadece senin yanında duran bir gölge değilim,” dedim.

O an, annem ağlamaya başladı. Babam, “Kızım, bir gece için her şeyi mahvetme,” dedi. Ama ben, ilk defa kendim için bir şey yapıyordum. Melis elimi tuttu, “Senin yanındayım,” dedi. Serkan ise öfkeyle içeri girdi, kapıyı çarptı. Misafirler ne yapacaklarını bilemedi, bazıları gitmek için toparlanmaya başladı. Ben ise, balkonda, Ankara’nın soğuğunda, ilk defa kendimi özgür hissettim.

O gece, herkes gittiğinde, evde bir sessizlik kaldı. Annem bana sarıldı, “Kızım, güçlü ol. Hayat senin,” dedi. Melis, “Yarın ne yapacaksın?” diye sordu. “Bilmiyorum,” dedim. “Ama ilk defa, ne istediğimi düşünüyorum.”

Sabah olduğunda, Serkan evi terk etmişti. Masada bir not bırakmıştı: “Belki de haklısın. Belki de ben de kendimi kaybettim. Umarım mutlu olursun.” O notu okurken, gözyaşlarım yine aktı. Onca yılın, onca anının ardından, bir gecede her şey değişmişti. Ama içimde bir huzur vardı. Artık kendi sesimi duymaya başlamıştım.

O günden sonra, hayatım kolay olmadı. Ailem, komşular, arkadaşlar… Herkes konuştu, herkes yorum yaptı. “Kadın başına ne yapacak?” diyenler oldu. “Serkan gibi bir adamı bulmuşsun, kıymetini bilmedin,” diyenler de… Ama ben, her sabah aynaya baktığımda, kendimi daha çok sevmeye başladım. Melis hep yanımdaydı. Annem de zamanla alıştı. Babam ise uzun süre konuşmadı ama bir gün, “Senin mutlu olman önemli,” dedi sessizce.

Bazen, yalnız kaldığım gecelerde, Serkan’la geçen güzel anları hatırlıyorum. Onunla ilk tanıştığımızda, ne kadar heyecanlı olduğumu… Ama sonra, onun hayatının bir parçası olmaya çalışırken, kendimi kaybettiğimi fark ettim. Şimdi, kendi hayatımın başrolü olmayı öğreniyorum. Korkuyorum, evet. Ama artık korkularımın arkasına saklanmıyorum.

Yılbaşı gecesi, Ankara’nın soğuğunda, patlayan havai fişeklerin ve sessiz çığlıkların arasında, kendi sesimi buldum. Şimdi soruyorum: Siz hiç, herkesin önünde kendi sesinizi duyurmak zorunda kaldınız mı? Kendi mutluluğunuz için, her şeyi geride bırakmaya cesaret edebilir miydiniz?