“Sizinle İlk Torunumuzu Büyüttük, Şimdi Sıra Sizde!”
“Anne, ne olur Defne’yi bırakma, ben yine hastaneye yatacağım…” Elif’in sesi, telefonda titreyerek yankılandı. O an, mutfakta çaydanlığın altını kapatmayı bile unuttum. Kalbim sıkıştı, ellerim titredi. Üç yıldır, torunum Defne’yi ben büyütüyorum. Elif’in ilk doğumunda yaşadığı komplikasyonlar yüzünden, neredeyse onu kaybediyorduk. O günden beri, kızımın her nefesinde bir korku, her gülüşünde bir burukluk var. Şimdi ise ikinci kez doğum yapacak ve doktorlar yine riskli olduğunu söylüyor.
Eşim Hasan, akşam eve geldiğinde gözlerim dolu dolu ona döndüm. “Hasan, Elif’in durumu yine kötü. Defne’yi ben büyüttüm, ama şimdi ikinci torunumuz doğacak. Benim gücüm kalmadı. Sevim Hanım’a söyleyelim, bu sefer o ilgilensin.”
Hasan, başını öne eğdi. “Annem kolay kolay kabul etmez, biliyorsun. Kendi torununa bile mesafeli. Ama başka çaremiz yok.”
O gece, Defne’yi uyuttuktan sonra, içimdeki fırtınayı susturamadım. Elif’in küçüklüğünü, onunla geçirdiğim uykusuz geceleri, ilk adımlarını hatırladım. Şimdi ise, kendi kızımın çocuklarını büyütüyorum. Hayat bana ikinci bir annelik rolü verdi, ama bu yük bazen omuzlarımı eziyor.
Ertesi gün, Sevim Hanım’ı aradım. “Sevim Hanım, biliyorsunuz Elif’in durumu yine kritik. Defne’yi ben büyüttüm, şimdi sıra sizde. Lütfen, bu sefer siz ilgilenin.”
Telefonun ucunda bir sessizlik oldu. Sonra Sevim Hanım’ın sesi soğuk ve mesafeli geldi: “Benim yaşım geçti, Ayşe Hanım. Ben torun bakamam. Zaten Elif’in ilk çocuğuna da siz bakıyorsunuz. Herkes kendi işine baksın.”
İçimde bir öfke kabardı. “Ama bu çocuklar bizim torunlarımız! Elif’in sağlığı ortada. Benim de gücüm kalmadı. Biraz da siz elinizi taşın altına koyun!”
Sevim Hanım’ın sesi daha da sertleşti: “Benim sorumluluğum değil. Herkes kendi çocuğuna baksın. Benim de hastalıklarım var.”
Telefonu kapattığımda, gözyaşlarım yanaklarıma aktı. Hasan, bana sarıldı. “Üzülme, bir yolunu buluruz.” Ama ben biliyordum, bu yük yine bana kalacak.
Elif’in doğumu yaklaştıkça, evdeki huzur da azaldı. Defne, annesini özlüyor, geceleri ağlayarak uyanıyordu. “Anneanne, annem ne zaman gelecek?” diye soruyordu. Ona yalan söylemek zorunda kalıyordum: “Annen hastanede, yakında gelecek.”
Bir gece, Defne ateşlendi. Sabaha kadar başında bekledim. O an, kendi annemi hatırladım. O da bana hep “Evlat için her şeye katlanılır” derdi. Ama ben artık yorulmuştum. Kendi sağlığım da iyi değildi. Dizlerim ağrıyor, uykusuzluktan başım dönüyordu.
Elif’in doğumu gerçekleşti. Yine yoğun bakıma alındı. Doktor, “Kızınızın durumu kritik, birkaç gün hastanede kalacak” dedi. O an, dünyam başıma yıkıldı. İkinci torunum Zeynep’i kucağıma aldığımda, gözlerim doldu. Bu minik yavruya da ben mi bakacaktım?
Hasan, “Belki Sevim Hanım fikrini değiştirir” dedi. Ama içimde bir umut kalmamıştı. Yine de, son bir kez denemek istedim. Sevim Hanım’ın evine gittim. Kapıyı açınca, yüzünde bir soğukluk vardı. “Ne oldu, yine mi geldin?” dedi.
“Bakın Sevim Hanım, Elif’in durumu ortada. Benim de sağlığım iyi değil. Zeynep’e siz bakın, Defne bende kalsın. Bu yükü paylaşalım.”
Sevim Hanım, gözlerini kaçırdı. “Ben küçük çocuk bakamam. Zaten Elif’in bu kadar çocuk yapmasına da karşıydım. Herkes kendi hayatını yaşasın.”
O an, içimde bir şeyler koptu. “Ama bu çocuklar sizin de torununuz! Biraz vicdanınız varsa, yardım edin!”
Sevim Hanım, sessiz kaldı. Sonra başını çevirdi. “Benim gücüm yok. Kusura bakma.”
Eve dönerken, gözyaşlarımı tutamadım. Hasan, beni teselli etmeye çalıştı, ama ben artık tükenmiştim. O gece, Defne ve Zeynep’i yan yana yatırdım. İkisi de masumca uyuyordu. Onlara bakarken, içimde bir sevgiyle karışık bir öfke vardı. Neden her şey kadınların omzunda? Neden fedakarlık hep bizden bekleniyor?
Elif, haftalar sonra eve döndü. Çok zayıflamıştı, gözleri çökmüştü. “Anne, sana ne kadar teşekkür etsem az. Ama ben çocuklarıma bakamayacak kadar güçsüzüm. Ne yapacağız?” dedi.
O an, ona sarıldım. “Kızım, elimden geleni yapacağım. Ama ben de insanım. Bazen yardım istemek zorundayız. Ama herkes sırtını dönüyor.”
Elif, gözyaşlarıyla bana baktı. “Keşke babam hayatta olsaydı, belki o zaman her şey farklı olurdu.”
O gece, pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum: “Bir ailede fedakarlık neden hep aynı kişiden beklenir? Ya ben de yıkılırsam, bu çocuklara kim sahip çıkar?”
Belki de asıl sorun, ailede yükün paylaşılmamasıydı. Sizce, bu yükü paylaşmak herkesin sorumluluğu değil mi?