Yıkıcı Şüpheler: Bir Akşamın Sessizliğinde
— Neden bu kadar geç oldu, hâlâ oturuyorsun burada?
Annemin sesi mutfağın sessizliğini böldü. Elindeki çaydanlıkla bana bakarken gözlerinde hem merak hem de yorgunluk vardı. O an, içimde biriken her şeyin yüzüme vurduğunu hissettim. Ellerim titriyordu, masanın kenarına sıkıca tutundum.
— Uyuyamadım anne, dedim kısık bir sesle. — Kafam çok dolu.
Oturdu karşıma, gözlerini kaçırmadan. — Yine mi kavga ettiniz Emre’yle? dedi. Sanki her gece aynı filmi tekrar izliyormuşuz gibi.
Bir an sustum. Annemin gözleriyle karşılaşmaktan korktum. Çünkü biliyordu; evliliğimizin başından beri Emre’yle aramızda bir şeylerin eksik olduğunu, ama kimseye anlatamadığım o boşluğu…
— Kavga değil de… Bilmiyorum anne, dedim. — Sanki ben bu evde fazlayım.
Annem derin bir iç çekti. — Kızım, evlilik kolay mı sandın? Herkesin derdi var. Sen de sabretmeyi öğrenmelisin.
İçimde bir öfke kabardı. Sabretmek… Hep sabretmek zorunda olan ben miydim? Emre işten geç gelirdi, eve geldiğinde ya televizyonun karşısında sessizce oturur ya da telefonu elinden bırakmazdı. Ben ise gün boyu evin işlerini yapar, onun sevdiği yemekleri hazırlar, annesinin gönlünü hoş tutmaya çalışırdım. Ama yine de yetmezdi. Hiçbir zaman yetmezdi.
Bir gün Emre eve geldiğinde yüzünde alışık olmadığım bir gerginlik vardı. — Yeter artık, dedi. — Her şeyden şikâyet ediyorsun. Bir gün de huzurla oturalım şu evde!
O an içimde bir şeyler koptu. — Ben mi şikâyet ediyorum? dedim. — Seninle konuşmaya çalışıyorum sadece! Birbirimize yabancı olduk artık farkında mısın?
Emre gözlerini kaçırdı, sustu. O günden sonra aramızdaki mesafe daha da büyüdü. Annem ise her fırsatta bana sabretmemi, yuvamı korumamı öğütlüyordu.
Bir gece yatakta dönerken kendi kendime sordum: Ben ne istiyorum? Gerçekten bu hayatı mı seçtim? Yoksa başkalarının beklentilerini mi yaşıyorum?
Çocukluğumda babamın öfkeli sesini hatırladım. Annem hep susar, babam ne derse yapardı. O zamanlar anneme kızardım; neden karşılık vermiyor diye… Şimdi ise onun yerinde ben vardım.
Bir sabah kahvaltı sofrasında Emre’nin annesi, yani kayınvalidem Fatma Hanım, bana döndü:
— Kızım, senin yüzün hiç gülmüyor bu aralar. Yoksa bize darıldın mı?
Yutkundum. — Yo, olur mu öyle şey? dedim ama sesim titriyordu.
Fatma Hanım kaşlarını çattı. — Bak kızım, bu evde huzur istiyoruz. Sen de biraz kendine çeki düzen ver.
O an boğazıma bir yumru oturdu. Kendime çeki düzen vermek… Hep başkalarının istediği gibi olmak zorunda mıydım?
Bir akşam Emre eve sarhoş geldi. Gözleri kan çanağı gibiydi. — Bıktım senden! dedi bağırarak. — Sürekli surat asıyorsun! Ben de insanım, ben de yoruluyorum!
O gece sabaha kadar ağladım. Annem odama geldiğinde gözlerim şişmişti.
— Kızım, dedi yavaşça saçımı okşayarak, — Biliyorum zor ama… Boşanmak kolay mı sanıyorsun? Herkes ne der sonra?
İşte o cümle… Herkes ne der? Hayatımı belirleyen en büyük korkum buydu belki de.
Bir gün iş aramaya karar verdim. Üniversiteyi bitirmiştim ama evlendikten sonra çalışmamı istememişlerdi. Gizlice başvuru yaptım ve küçük bir yayınevinde iş buldum.
Emre’ye söylediğimde yüzü asıldı:
— Ne gerek var şimdi buna? Evde otur işte! dedi.
Ama bu kez kararlıydım. — Ben kendim için bir şey yapmak istiyorum, dedim.
İlk günümde yayınevinde kendimi yeniden bulmuş gibi hissettim. İnsanlarla konuşmak, üretmek bana iyi geliyordu. Ama akşam eve döndüğümde Fatma Hanım’ın bakışları daha da sertleşmişti.
— İş güç kadına göre değil kızım! dedi yüksek sesle.
Emre ise bana küsmüştü, günlerce tek kelime etmedi.
Bir gece işten geç döndüğümde mutfakta annemle Fatma Hanım’ın fısıldaştığını duydum:
— Bu kız iyice değişti Fatma Abla, dedi annem endişeyle.
— Evlilik böyle yürümez ki Ayşe Hanım! dedi Fatma Hanım öfkeyle.
Kapının arkasında gözyaşlarımı tuttum. Kendi ailem bile bana inanmıyordu artık.
Bir sabah yayınevinde müdürüm Zeynep Hanım bana yaklaştı:
— İyi misin Elif? Son günlerde dalgınsın.
Gözlerim doldu. — Evde sorunlar var… dedim kısık sesle.
Zeynep Hanım elimi tuttu: — Kendini kaybetme Elif. Hayat senin hayatın. Kimse için kendinden vazgeçme.
O sözler içimde yankılandı günlerce.
Bir akşam Emre’yle yüzleşmeye karar verdim:
— Emre, dedim kararlı bir sesle, — Ben artık böyle yaşamak istemiyorum. Ya birbirimize yeniden şans veririz ya da herkes kendi yoluna gider.
Emre şaşkınlıkla baktı bana. İlk defa bu kadar net konuşuyordum.
— Ne diyorsun sen? Boşanmak mı istiyorsun yani?
— Belki de… dedim gözlerinin içine bakarak. — Belki de ikimiz de mutsuzuz ve bunu kabul etmiyoruz.
O gece sabaha kadar konuştuk. İlk defa birbirimizi gerçekten dinledik belki de…
Şimdi mutfakta yalnız otururken geçmişi düşünüyorum. Hâlâ her şey çözülmedi belki ama artık kendimi daha güçlü hissediyorum.
Kendi hayatımı seçmek için cesaret buldum sonunda…
Peki siz olsanız ne yapardınız? Başkalarının beklentileriyle mi yaşardınız yoksa kendi yolunuzu mu seçerdiniz?