Bir Köpek Yüzünden Annemle Kopan Hayatım: Beni Kim Anlayacak?
“Sen aklını mı kaçırdın Elif? O köpeği bu eve sokarsan, ben bir daha bu kapıdan içeri adımımı atmam!” Annemin sesi mutfağın fayanslarında yankılanırken, elimdeki çay bardağı titredi. Gözlerim Badem’e kaydı; o ise korkuyla koltuğun altına sinmişti. O an, annemin gözlerinde ilk defa bana yabancı birini gördüm. Sanki yıllardır birlikte yaşadığım, dertleştiğim, her şeyimi paylaştığım kadın gitmiş; yerine öfkeden deliye dönmüş bir yabancı gelmişti.
Badem’i barınaktan aldığımız gün, içimde tarifsiz bir sevinç vardı. Eşim Murat’la yıllardır çocuk sahibi olamamıştık. Evimizde eksik olan sıcaklığı, sevgiyi belki bir can dostuyla tamamlarız diye düşündük. Annem ise başından beri bu fikre karşıydı. “Köpek mi bakacaksınız? İnsan gibi çocuk bakın, köpek neymiş!” derdi her fırsatta. Ama ben pes etmedim. Badem’in ilk günlerinde evdeki neşemiz arttı; Murat işten gelir gelmez onunla oynar, ben de ona yeni mamalar denerdim. Fakat annem her gelişinde surat asar, Badem’i görünce tiksintiyle bakardı.
Bir gün, annem misafirliğe geldiğinde Badem’in halının üstüne çiş yaptığını gördü. “İşte bak! Sana demedim mi? Bu hayvan yüzünden evin kokacak, mikrop dolacak!” diye bağırdı. O an içimde bir şeyler koptu. Annemle ilk defa bu kadar sert tartıştık. “Anne, bu ev benim! Senin kurallarına göre yaşamak zorunda değilim!” dedim. O ise gözleri dolu dolu bana baktı: “Ben seni böyle mi yetiştirdim Elif? Hayvanı insandan üstün tuttun!”
O tartışmadan sonra annem aylarca aramadı. Ben de inat ettim, aramadım. Murat arada barışmamızı istedi ama ben gururuma yediremedim. Sonra hayatımda beklenmedik bir mucize oldu: Yıllarca denediğimiz halde olmamıştı ama bir sabah testte iki çizgi gördüm. Gözyaşları içinde Murat’a sarıldım. O an annemi aramak istedim; sevincimi onunla paylaşmak, yılların kırgınlığını unutmak istedim. Ama elim telefona gitmedi.
Hamileliğim ilerledikçe yalnızlığım arttı. Murat işteyken evde sadece Badem’leydim. Annemden hâlâ ses yoktu. Bir gün komşumuz Ayşe Teyze uğradı; “Kızım anneni affet, o da senin iyiliğini istiyor,” dedi. Ama kimse benim içimdeki kırgınlığı anlamıyordu. Annem bana ‘ya o ya ben’ demişti ve ben ilk defa kendi hayatımı seçmiştim.
Doğuma iki hafta kala annemden bir mesaj geldi: “Torunumu görmek istiyorum ama o köpek hâlâ evdeyse gelmem.” O an gözyaşlarımı tutamadım. Murat’a döndüm: “Ben ne yapacağım? Annemi mi seçeceğim, Badem’i mi?” Murat sessizce elimi tuttu: “Sen kimi seçmek istiyorsan onu seç.”
Doğumdan sonra annem hastaneye gelmedi. Badem ise eve döndüğümde kapıda beni karşıladı; sanki her şeyi anlamış gibi başını dizime koydu. O an kararımı verdim: Hiçbir canlıyı, hele ki bana koşulsuz sevgi veren bir canı asla terk etmeyecektim.
Aylar geçti, annem torununu sadece fotoğraflardan gördü. Aramızdaki mesafe büyüdü; bazen geceleri uykusuz kaldığımda ‘Acaba yanlış mı yaptım?’ diye düşündüm. Ama sonra Badem’in minik patileriyle oğlumun elini okşadığını gördüğümde, içimde bir huzur oluştu.
Bir gün oğlum büyüyüp bana sorduğunda ne diyeceğim bilmiyorum: “Anneannemi neden hiç görmedim?” Belki de ona şunu söyleyeceğim: “Bazen doğru bildiğin şey için en sevdiklerinden bile vazgeçmek zorunda kalırsın.”
Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız ne yapardınız? Ailenizle aranıza bir canlı girdiğinde hangi tarafı seçerdiniz? Ben mi yanlış yaptım, yoksa annem mi beni anlamadı?