Bir Annenin Sessiz Çığlığı: Annem Beni Artık Görmek İstemiyor
“Annen artık seni görmek istemiyor, Elif.” Babamın sesi telefonda titriyordu. O an, sanki içimde bir şeyler koptu. Ellerim titredi, gözlerim doldu. “Baba, ne diyorsun sen? Annem neden böyle bir şey söylesin?” dedim, ama sesim çıkmıyordu neredeyse. Babam derin bir nefes aldı, “Kızım, her geldiğinde annen daha çok üzülüyor. Onu yormak istemiyoruz. Lütfen bir süre gelme.”
O an, çocukluğumdan beri annemin bana sarıldığı, saçımı okşadığı anlar gözümün önünden geçti. Annem bana hiç böyle davranmazdı. Hep derdi ki, “Sen benim canımsın, Elif’im.” Şimdi ise ben, annemin canını acıtan birine mi dönüşmüştüm?
Telefonu kapattıktan sonra odamda bir köşeye çöktüm. Gözyaşlarım sessizce aktı. Eşim Murat yanıma geldi, “Ne oldu Elif?” dedi endişeyle. “Annem… Annem beni görmek istemiyormuş,” dedim hıçkırarak. Murat sarıldı bana, ama içimdeki boşluğu dolduramadı.
O gece uyuyamadım. Annemi düşündüm. Son zamanlarda aramızda hep bir gerginlik vardı. Ben şehirde yaşıyordum, onlar ise küçük kasabada. Her gittiğimde annem bana sitem ederdi: “Kızım, neden bu kadar uzaklaştın bizden? Eskiden her şeyimiz sendin.” Ben ise işimden, çocuklarımdan bahsederdim. Annem dinlerdi ama gözlerinde hep bir kırgınlık olurdu.
Bir sabah, dayanamayıp kasabaya gitmeye karar verdim. Murat karşı çıktı: “Elif, baban açıkça istemediklerini söyledi. Belki biraz zaman tanımalısın.” Ama ben annemi görmeden duramazdım.
Otobüsten indiğimde kasabanın o tanıdık kokusu burnuma doldu. Eve yaklaştıkça kalbim daha hızlı atıyordu. Kapıyı çaldım. Babam açtı kapıyı; yüzü asıktı. “Elif, neden geldin? Annen iyi değil,” dedi sertçe. İçeri girdim. Annem salonda oturuyordu, gözleri camdan dışarı bakıyordu. Beni görünce yüzü bembeyaz oldu.
“Anneciğim…” dedim usulca. Annem başını çevirdi, göz göze geldik. Gözlerinde öyle bir hüzün vardı ki anlatamam. “Kızım, neden geldin? Sana gelme demedim mi?” dedi sesi titreyerek.
O an içimde bir şeyler kırıldı. “Anne, ben sensiz ne yaparım? Sen benim annemsin!” dedim ağlayarak. Annem gözlerini kaçırdı, elleriyle dizlerini ovuşturdu. “Elif, senin kendi ailen var artık. Beni düşünme,” dedi kısık bir sesle.
Babam araya girdi: “Bak kızım, annen çok hassaslaştı son zamanlarda. Sen gelince eski günleri hatırlıyor, sonra günlerce kendine gelemiyor.”
O an anladım ki annem yaşlanmıştı ve ben onun yanında olamamıştım. Kendi hayat telaşıma kapılıp gitmiştim. Annemin yalnızlığını görememiştim.
O gece annemin yanında kaldım. Sessizce ağladığını duydum. Sabah kahvaltıda annem bana bakmadan konuştu: “Elif, sen güçlü bir kadın oldun. Ben ise artık güçsüzüm. Senin yükünü taşıyamam.”
“Anne, ben yük değilim ki sana!” dedim çaresizce.
Annem başını salladı: “Senin hayatın başka yerde artık. Ben burada kendi kendime alıştım.”
O an içimde tarifsiz bir suçluluk hissettim. Annemi yalnız bırakmıştım. Onun sessiz çığlığını duymamıştım.
Kasabadan dönerken otobüste ağladım. Yanımdaki yaşlı teyze bana baktı: “Kızım, annenle aran mı bozuk?” dedi şefkatle.
Başımı salladım: “Keşke zamanında daha çok yanında olsaydım,” dedim.
Eve döndüğümde çocuklarım bana sarıldı ama aklım hep annemde kaldı. Murat’a sarılıp ağladım: “Ben kötü bir evlat mıyım?” dedim.
Murat saçımı okşadı: “Hayır Elif, sadece hayat bazen bizi sevdiklerimizden uzaklaştırıyor.”
Günler geçti, annemi her aradığımda kısa konuştu. Bir gün hastaneden aradılar: “Elif Hanım, anneniz fenalaştı.”
Koşa koşa kasabaya gittim. Annem yoğun bakımdaydı. Yanına giremedim. Camın ardından ona baktım; küçücük kalmıştı yatağında.
Babam yanıma geldi: “Kızım, annen seni çok seviyor ama seni üzmek istemediği için uzak durdu.”
O an anladım ki annem beni korumak için kendini benden uzaklaştırmıştı.
Annem birkaç gün sonra vefat etti.
Cenazede herkes bana başsağlığı diledi ama ben kendimi affedemedim.
Şimdi her gece annemin fotoğrafına bakıp soruyorum:
“Bir insan annesini ne kadar severse sevsin, bazen sevgisini göstermekte geç kalabilir mi? Siz hiç annenizin sessiz çığlığını duydunuz mu?”