Artık Eğilmiyorum: Oğlum, Torunum ve Gelinimle Sınavım

“Yeter artık, Elif! Ben de insanım, ben de hissediyorum!” diye bağırdım, sesim titreyerek. O an mutfağın ortasında, elimde çay tepsisiyle donup kaldı Elif. Gözleri bir anlığına bana döndü, sonra hızla pencereye çevirdi bakışlarını. Oğlum Murat ise salondan gelen sesimize kulak kabartmış, ama yine araya girmeye cesaret edememişti. İçimde biriken öfke ve kırgınlık, yıllardır sustuğum her şeyle birlikte patladı o gün.

Ben Ayşe Yıldız, 63 yaşındayım. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde doğdum, büyüdüm. Hayatım boyunca hep ailem için yaşadım; önce annem-babam, sonra eşim ve çocuklarım… Şimdi ise torunum Ege için atıyor kalbim. Ama son yıllarda, özellikle de oğlum Murat evlendikten sonra, hayatımda hiç hissetmediğim kadar yalnız ve çaresiz hissediyorum.

Oğlum Murat’ı tek başıma büyüttüm sayılır. Eşim Hasan’ı genç yaşta kaybettim; Murat daha ilkokuldaydı. O günden sonra hem anne hem baba oldum ona. Okuldan gelince sıcak yemek bulsun, üstü başı temiz olsun diye gece gündüz çalıştım. Hiçbir zaman şikayet etmedim; onun iyi bir insan olması için elimden geleni yaptım. Üniversiteyi kazandığında gözyaşlarımı tutamamıştım. “Seninle gurur duyuyorum oğlum,” demiştim ona sarılırken.

Murat üniversitede Elif’le tanıştı. Elif akıllı, güzel bir kızdı; ailesi varlıklıydı. Başta sevdim onu, oğlum mutlu olsun istedim. Ama zamanla aramızda görünmez bir duvar örüldü. Elif’in bana karşı mesafeli tavırları, her şeye karışan hali beni hep huzursuz etti. Yine de oğlumun mutluluğu için sustum.

Torunum Ege doğduğunda dünyalar benim oldu sandım. O minicik elleriyle parmağımı tuttuğunda içimdeki tüm kırgınlıklar silinmişti sanki. Ama Elif’in anneliği bambaşka oldu. Doğumdan kısa süre sonra işine döndü; Ege’yi bana bıraktılar. Ben de seve seve baktım torunuma, çünkü Ege benim için hayatın yeniden başlamasıydı.

Zamanla Elif’in eve gelişleri azaldı. Akşamları geç saatlere kadar çalışıyor, hafta sonları bile iş toplantılarına gidiyordu. Murat ise sessizce kabullenmişti bu durumu; bana hiç şikayet etmedi ama gözlerindeki yorgunluğu görüyordum. Ege ise annesini özlüyor, geceleri ağlayarak uyanıyordu. “Anne nerde?” diye soruyordu bana her gece.

Bir gün Elif eve geldiğinde Ege yine ağlıyordu. “Ayşe Hanım, siz çocuğu çok şımartıyorsunuz!” dedi bana yüksek sesle. İçimde bir şeyler koptu o an. “Ben mi şımartıyorum? Sen hiç yanında olmadın ki!” demek istedim ama yutkundum, sustum. Oğlumun hatırı için yine yuttum sözlerimi.

Ama o gün mutfakta patlayan kavga bardağı taşıran son damla oldu. Elif bana dönüp, “Siz olmasanız ben çok daha rahat ederim! Sürekli her şeye karışıyorsunuz!” dediğinde gözlerim doldu. “Ben sadece torunumu seviyorum,” dedim sessizce.

O gece Murat yanıma geldi. “Anne, ne olur idare et biraz daha,” dedi gözleri dolu dolu. “Elif çok stresli, iş yerinde de sorunları var.” Oğlumun üzgün halini görünce yine sustum ama içimdeki fırtına dinmedi.

Günler geçtikçe Elif’in bana olan tavrı daha da soğudu. Ege’yi benden uzaklaştırmaya başladı; kreşe yazdırdı, hafta sonları annesine götürmeye başladı. Evdeki varlığım giderek silikleşti. Bir gün Ege bana sarılıp “Babaanne, sen gitme olur mu?” dediğinde gözyaşlarımı tutamadım.

Bir akşam Murat eve geç geldi; yüzü bembeyazdı. “Anne, Elif boşanmak istiyor,” dedi kısık sesle. Dünya başıma yıkıldı sandım. “Ege ne olacak?” diye sordum hemen. Murat omuzlarını silkti: “Bilmiyorum anne… Belki de ben iyi bir baba olamadım.” O an oğlumun ne kadar yalnız olduğunu fark ettim.

Boşanma süreci başladığında Elif’in ailesi devreye girdi; Ege’nin velayetini almak için her yolu denediler. Ben ise her gece dua ettim: “Allah’ım, torunumu benden alma.” Mahkeme günü geldiğinde elim ayağım titriyordu. Hakim Ege’nin annesinde kalmasına karar verdi ama haftada bir Murat’ta kalabilecekti.

O günden sonra evimiz sessizliğe büründü. Ege’yi sadece hafta sonları görebiliyordum; o da Elif izin verirse… Her seferinde Ege bana sarılıp “Babaanne, seninle kalmak istiyorum,” diyordu ama elimden hiçbir şey gelmiyordu.

Bir gün Elif kapıya geldi; yüzünde alışık olmadığım bir yorgunluk vardı. “Ayşe Hanım,” dedi sessizce, “Ege sürekli sizi soruyor… Onu biraz daha fazla görebilir mi?” O an içimdeki tüm öfke yerini acıya bıraktı. “Tabii ki görebilir Elif,” dedim ama ekledim: “Ama lütfen artık beni suçlamaktan vazgeçin… Ben sadece torunumu seviyorum, oğlumu korumak istiyorum.” Elif başını eğdi: “Biliyorum… Belki de ben de hata yaptım.” O an ilk defa birbirimizi gerçekten anladık.

Şimdi Ege’yi daha sık görebiliyorum ama içimde hâlâ bir boşluk var. Oğlum hâlâ toparlanamadı; bazen geceleri sessizce ağladığını duyuyorum odasında. Ben ise yıllarca sustuğum için kendime kızıyorum.

Bazen düşünüyorum: Bir anne ve babaanne olarak ne zaman kendi duygularımı önemsemeye başlayacağım? Hep başkaları için yaşamak zorunda mıyız? Siz olsanız ne yapardınız? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın…