Beklenmedik Bir Hediye: Annemin Hikayesi
“Anne, hadi ama! Otobüs kalkacak, hâlâ ayakkabılarını giymedin!”
Kızım Elif’in sesi, evin salonunda yankılandı. Elimdeki anahtarı sıkıca kavradım. Bir an için, kapının önünde öylece durdum. İçimde garip bir huzursuzluk vardı. Yıllardır yaşadığım bu evden ayrılmak istemiyordum. Her köşesinde anılarım, her odasında geçmişim vardı. Ama Elif’in gözlerindeki ısrarı görünce, içimdeki tüm itirazları yuttum.
“Tamam kızım, geldim işte. Merak etme, her şeyi kapattım.”
Elif’in bana doğum günü hediyesi olarak Karadeniz’e tatil ayarlaması, ilk başta hoşuma gitmişti. Ama şimdi, otobüse binmeden önce, içimde bir boşluk hissediyordum. Sanki bu yolculuk sadece bir tatil değil, hayatımda yeni bir sayfa açacaktı. Oysa ben alışkanlıklarıma bağlıydım; sabahları erkenden kalkıp camdan dışarı bakmak, çayımı yudumlamak, eski radyo programlarını dinlemek…
Otobüs terminaline vardığımızda Elif’in eşi Murat da yanımızdaydı. Murat’ın yüzünde her zamanki gibi mesafeli bir ifade vardı. Beni severdi ama aramızda hep bir mesafe olurdu. Elif ise sürekli bana bir şeyler anlatıyor, valizimi kontrol ediyor, biletleri gösteriyordu.
“Anneciğim, bak bu koltuk senin. Cam kenarı istedin ya.”
“Sağ ol kızım,” dedim sessizce.
Otobüs hareket ettiğinde Elif el salladı. Gözlerinde bir hüzün vardı. O an anladım ki, bu yolculuk sadece benim için değil, onun için de zordu. Yıllarca onun için yaşadım; eşim vefat ettikten sonra tek dayanağım Elif’ti. Onun mutluluğu için kendi isteklerimi hep erteledim.
Karadeniz’e vardığımda hava serindi. Otelde odamıza yerleştik. Elif hemen program yapmaya başladı: “Anne, yarın Uzungöl’e gidelim mi? Sonra Sürmene’de pide yeriz.”
Ben ise sadece deniz kenarında oturup dalgaları izlemek istiyordum. Ama Elif’in hevesini kırmak istemedim.
O akşam odada valizimi açarken Elif yanıma geldi.
“Anne, mutlu musun?”
Bir an duraksadım. Ne cevap vereceğimi bilemedim. Mutlu muyum? Yıllardır bu sorunun cevabını arıyorum.
“Sen yanımdayken mutluyum,” dedim. Ama içimde bir boşluk vardı.
Ertesi gün Uzungöl’e gittik. Elif fotoğraflar çekiyor, bana poz verdiriyordu. Ben ise gölün kenarında oturup çocukluğumu düşündüm. Babamın bana aldığı ilk bisikleti… Annemin mutfakta yaptığı mısır ekmeği… O zamanlar hayat daha basitti.
Akşam otele döndüğümüzde Elif telefonda Murat’la tartışıyordu.
“Murat, annemle ilgileniyorum diye mi kızıyorsun? Bir hafta yokum diye evde her şey mi aksar?”
Kapının aralığından onları dinlerken içim burkuldu. Benim yüzümden tartışıyorlardı. O an kendimi yük gibi hissettim.
Gece boyunca uyuyamadım. Pencerenin önünde oturup dalgaların sesini dinledim. Kendi kendime sordum: Hayatım boyunca hep başkalarını mutlu etmeye çalıştım, peki ya ben? Ben ne istiyorum?
Ertesi sabah Elif’in gözleri şişmişti.
“İyi misin kızım?”
“İyiyim anne,” dedi ama sesi titriyordu.
O gün birlikte sahilde yürüyüş yaptık. Elif birden durdu.
“Anne… Bazen düşünüyorum da… Senin için yeterince iyi bir evlat olabildim mi?”
Şaşırdım.
“Elif, sen benim en büyük mutluluğumsun.”
Ama o ağlamaya başladı.
“Biliyor musun anne? Bazen senin hayatını çaldığımı düşünüyorum. Hep benim için yaşadın… Kendi hayallerini hiç sormadım sana.”
O an içimde yıllardır bastırdığım duygular kabardı.
“Elif… Ben de bazen kendimi kaybolmuş hissediyorum. Senin için yaşadım ama… Kendi isteklerimi hep erteledim. Belki de artık biraz kendim için yaşamalıyım.”
Birlikte uzun süre sustuk. Dalgaların sesi arasında sadece ikimizin nefesi duyuluyordu.
O akşam Elif bana bir zarf uzattı.
“Bu da asıl hediyen anne.”
Zarfı açtığımda içinde bir kurs kaydı vardı: Resim kursu! Yıllardır içimde ukde kalan o çocukluk hayalim…
Gözlerim doldu.
“Elif… Bunu nasıl düşündün?”
“Senin de hayallerin olsun istedim anne.”
O gece ilk defa uzun zamandır hissetmediğim kadar huzurlu uyudum.
Dönüş yolunda otobüs camından dışarı bakarken düşündüm: Hayat bazen bize beklenmedik hediyeler sunuyor. Belki de en büyük hediye, kendimize yeniden başlama cesareti vermekmiş.
Peki siz hiç kendi isteklerinizi erteleyip başkaları için yaşadınız mı? Ya da bir gün cesaretinizi toplayıp kendi hayalinize adım attınız mı?