Arada Kalan: Kendi Evimde Yabancı
“Senin yüzünden oğlum sokakta kalacak, bunu nasıl yaparsın?” Kayınvalidemin sesi, sabahın sessizliğini yırtarak evimizin salonunda yankılandı. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Elimdeki çay bardağı titredi, dudaklarım kurudu. Kocam Murat, başını öne eğmiş, annesinin öfkesinden kaçacak bir yer arıyor gibiydi. Ben ise, kendi evimde, kendi kararlarımın arkasında durmaya çalışırken, bir anda ailenin düşmanı ilan edilmiştim.
Her şey, Murat’ın abisi Erhan’ın işsiz kalıp, annesinin evinden de atılmasıyla başladı. Erhan, 38 yaşında, hayatı boyunca hiçbir işte tutunamamış, borç batağına saplanmış bir adamdı. Kayınvalidem, “O senin de abin sayılır, kapını açacaksın!” diyerek bana baskı yapmaya başladı. Ama ben, iki küçük çocuğumla, zaten zor geçinen bir ailede, bir de Erhan’ın sorumluluğunu almak istemiyordum. Bunu Murat’a söylediğimde, “Haklısın ama annem çok baskı yapıyor, ne yapacağımı bilmiyorum,” dedi. O an, yalnız olduğumu anladım.
Bir hafta boyunca, her gün telefonum çaldı. Kayınvalidem, “Senin yüzünden ailemiz dağılıyor, Allah seni bildiği gibi yapsın!” diye bağırıyor, akrabalar arayıp, “Bir abiye kapı kapatılır mı?” diye sorguluyordu. Komşular bile, “Gelin hanım biraz inatçı galiba,” diye fısıldaşıyordu. Evimin kapısı, bana ait olan tek alanım, yavaş yavaş başkalarının kararlarına açılıyordu. Herkesin gözünde ben, kötü gelindim artık.
Bir akşam, Murat işten eve yorgun döndü. Sofrada sessizce yemek yerken, gözlerimin dolduğunu fark etti. “Ne oldu?” diye sordu. “Ben bu yükü tek başıma taşıyamam, Murat. Erhan’ın sorunları bizim hayatımızı mahvedecek. Çocuklarımın huzurunu, evliliğimi, kendi ruh sağlığımı korumak istiyorum. Neden kimse beni anlamıyor?” dedim. Murat, çaresizce başını salladı. “Annemin gözü hiçbir şey görmüyor, seni suçlamak daha kolayına geliyor,” dedi. O an, Murat’ın da arada kaldığını, ama asıl yalnız olanın ben olduğumu hissettim.
Ertesi gün, kayınvalidem kapımıza dayandı. “Benim oğlum bu evde kalacak, ister kabul et ister etme! Senin yüzünden ailemiz rezil oldu!” diye bağırdı. Çocuklar korkudan odalarına kaçtı. Ben ise, ilk defa yüksek sesle, “Burası benim de evim! Benim de sınırlarım var! Herkesin yükünü taşımak zorunda değilim!” dedim. Kayınvalidem, gözlerimin içine bakıp, “Sen bu aileye yakışmıyorsun!” dedi ve kapıyı çarpıp gitti. O an, içimde bir şeyler yıkıldı. Hem suçluluk, hem öfke, hem de büyük bir yalnızlık hissettim.
O gece, Murat’la uzun uzun konuştuk. “Belki de annemle arana mesafe koymalısın,” dedi. Ama ben, “Bu ülkede gelin olmak demek, herkesin yükünü sırtlamak demek mi? Kendi hayatımı, çocuklarımı, evliliğimi korumak için neden bu kadar suçlanıyorum?” diye sordum. Murat cevap veremedi. Çünkü o da biliyordu ki, bizim toplumda gelinler hep fedakâr olmak zorunda bırakılır. Kendi sınırlarını çizen kadınlar hemen bencillikle, nankörlükle suçlanır.
Erhan, birkaç gün sonra başka bir akrabanın yanına yerleşti. Ama kayınvalidem, beni affetmedi. Aile toplantılarında bana soğuk davranıyor, akrabalar arasında hakkımda kötü konuşuyordu. Murat, arada kalmıştı; bir yanda annesi, bir yanda ben. Çocuklarım, evdeki gerginliği hissediyor, ben ise her gün biraz daha içine kapanıyordum. Kendi evimde, kendi hayatımda yabancı gibi hissetmeye başladım.
Bir gün, annem aradı. Sesimdeki kırgınlığı fark etti. “Kızım, herkesin yükünü taşımak zorunda değilsin. Kendi sınırlarını korumazsan, kimse senin mutluluğunu düşünmez,” dedi. O an, gözyaşlarım aktı. Çünkü yıllardır, iyi gelin, iyi eş, iyi anne olmaya çalışırken, kendimi unutmuştum. Kendi mutluluğumdan, huzurumdan vazgeçmiştim. Ama artık, kendi hayatımın sorumluluğunu almak istiyordum.
Bir akşam, Murat’la birlikte çocukları uyuttuktan sonra, balkonda oturduk. “Sence yanlış mı yaptım?” diye sordum. Murat, uzun uzun sustu. Sonra, “Belki de ailemizin huzuru için doğru olanı yaptın. Ama annem bunu asla anlamayacak,” dedi. O an, içimde bir huzur hissettim. Çünkü ilk defa, kendi kararımın arkasında durabilmiştim.
Ama yine de, suçluluk duygusu peşimi bırakmıyor. Toplumun, ailenin, hatta kendi vicdanımın baskısı altında eziliyorum. Kendi sınırlarımı korumakla, bencil olmak arasındaki çizgi çok ince. Bazen, “Acaba daha fazla fedakârlık mı yapmalıydım?” diye düşünüyorum. Ama sonra, çocuklarımın yüzüne bakınca, kendi mutluluğumun da önemli olduğunu hatırlıyorum.
Şimdi, kendi evimde, kendi kararlarımın arkasında durmaya çalışıyorum. Ama hâlâ, kayınvalidemin soğuk bakışları, akrabaların fısıltıları, toplumun beklentileri peşimde. Kendi hayatımın kontrolünü elime almak için verdiğim bu mücadelede, bazen çok yalnız hissediyorum.
Siz olsaydınız, ne yapardınız? Kendi sınırlarınızı korumak için sevdiklerinizle aranıza mesafe koyabilir miydiniz? Yoksa, toplumun ve ailenin baskısına boyun mu eğerdiniz?