Seçemediğin Anne
“Yeter artık, anne! Lütfen, bizim hayatımıza bu kadar karışma!” diye bağırdım, sesim titreyerek. Salondaki sessizlik, bir anda ağır bir yük gibi üzerime çöktü. Serkan, başını önüne eğmiş, elleriyle avuçlarını ovuşturuyordu. Kayınvalidem ise, bana öyle bir bakış attı ki, sanki ben bu evin huzurunu bozan bir yabancıydım. O an, içimde yıllardır biriktirdiğim öfke ve çaresizlik, gözlerimden yaş olarak akmaya başladı.
Serkan’ın annesi, Necla Hanım, evliliğimizin başından beri hayatımızın tam ortasında duruyordu. Her şeye karışıyor, her konuda fikrini söylüyor, hatta bazen Serkan’ı bana karşı dolduruyordu. Oysa ben, kendi ailemde annemle hep mesafeli bir ilişki yaşamıştım. Annem, duygularını belli etmeyen, sevgisini göstermeyen bir kadındı. Çocukken, onun bir kez olsun saçımı okşamasını, bana sarılmasını isterdim. Ama o, hep soğuk, hep uzak kaldı. Şimdi ise, başka bir annenin gölgesinde eziliyordum.
O gün, Necla Hanım yine akşam yemeğine gelmişti. Sofrada, oğlunun tabağına yemek koyarken, bana dönüp, “Senin yemeklerin biraz tuzsuz oluyor, Serkan tuzlu sever,” dedi. Gözlerim Serkan’a kaydı. O ise, annesinin sözünü onaylarcasına başını salladı. İçimde bir şeyler koptu. Yıllardır, eşimle aramızda olan küçük anlaşmazlıkların çoğunun kaynağı, annesinin bu müdahaleleriydi. Ama Serkan, annesinin sevgisini kaybetmekten öyle korkuyordu ki, ona karşı çıkmaya cesaret edemiyordu.
Bir gece, Serkan’la yatakta sessizce uzanırken, ona sordum: “Neden annene karşı beni hiç savunmuyorsun?” Uzun bir süre cevap vermedi. Sonra, kısık bir sesle, “Bilmiyorum, Zeynep. Annem beni çocukken hep ihmal etti. Ablamı benden daha çok severdi. Ben onun gözüne girmek için hep çabaladım. Şimdi de onun sevgisini kaybetmekten korkuyorum,” dedi. O an, Serkan’ın içindeki çocuğu gördüm. Hep annesinin onayına muhtaç, hep sevilmek isteyen o küçük çocuğu. Ona sarıldım, ama içimdeki kırgınlık geçmedi.
Bir sabah, işe gitmek için hazırlanırken, telefonum çaldı. Arayan Necla Hanım’dı. “Zeynep, bugün çocukları bana bırak, senin işin çok. Ben bakarım,” dedi. Oysa ben, çocuklarımı kendim büyütmek, onlarla vakit geçirmek istiyordum. Ama hayır demek, her seferinde yeni bir tartışma demekti. O gün, çocukları ona bıraktım ama bütün gün içim içimi yedi. Akşam eve döndüğümde, kızım Elif, “Anneanne bana dondurma aldı, ama sen izin vermemiştin,” dedi. Necla Hanım, benim koyduğum kuralları hiçe sayıyordu. Serkan’a bunu söylediğimde, “Annemin niyeti kötü değil, sadece torunlarını seviyor,” dedi. O an, Serkan’la aramızdaki mesafenin daha da açıldığını hissettim.
Bir akşam, annemle telefonda konuşurken, ona içimi döktüm. “Anne, bazen kendimi bu evde yabancı gibi hissediyorum. Necla Hanım her şeye karışıyor, Serkan da ona karşı çıkmıyor,” dedim. Annem, her zamanki gibi duygusuz bir sesle, “Evlilik böyle şeylerdir, sabretmek lazım,” dedi. O an, annemin bana hiç destek olmadığını, duygularımı anlamadığını bir kez daha anladım. İçimdeki yalnızlık büyüdü.
Bir gün, Serkan işten geç geleceğini söyledi. O akşam, Necla Hanım yine habersizce kapımızı çaldı. “Serkan yok mu? Neyse, ben çocuklara bakarım, sen de biraz dinlen,” dedi. O an, patlamak üzereydim. “Hayır, teşekkür ederim. Çocuklarımın annesi benim ve onlara ben bakmak istiyorum,” dedim. Necla Hanım’ın yüzü asıldı. “Sen bana torunlarımı mı yasaklıyorsun?” diye bağırdı. O an, çocuklar korkuyla bana sarıldı. “Hayır, sadece kendi ailemle vakit geçirmek istiyorum,” dedim. Necla Hanım, kapıyı çarpıp çıktı. O gece, Serkan eve geldiğinde, annesinin ağlayarak aradığını ve bana çok kırıldığını söyledi. Serkan, bana kızgın bir şekilde, “Annemin kalbini kırmaya ne hakkın var?” dedi. O an, içimdeki bütün umutlar söndü.
Gecenin bir yarısı, salonda oturup ağlarken, çocukluğum aklıma geldi. Annemin sevgisizliği, babamın ilgisizliği… Hep bir aileye ait olma hayali kurmuştum. Şimdi ise, kendi kurduğum ailede bile yalnız hissediyordum. Serkan’la konuşmaya karar verdim. “Serkan, ben bu şekilde devam edemem. Ya annene sınır koyarsın, ya da ben bu evliliği sürdüremem,” dedim. Serkan, gözlerimin içine bakarak, “Bunu yapamam, Zeynep. Annemi kaybetmekten korkuyorum,” dedi. O an, Serkan’ın içindeki yaralı çocuğu bir kez daha gördüm. Ama ben de yaralıydım. Kendi çocuklarımın da böyle bir ailede büyümesini istemiyordum.
Bir süre sonra, Serkan’la aramızdaki mesafe iyice açıldı. Evde sürekli tartışmalar, huzursuzluk… Çocuklar bile bu gerginliği hissetmeye başlamıştı. Bir gün, kızım Elif, “Anne, neden hep üzgünsün?” diye sordu. O an, gözyaşlarımı tutamadım. Kızımı kucağıma alıp, “Bazen büyükler de üzülür, canım,” dedim. O an, kendi annemin bana hiç sarılmadığını, beni hiç teselli etmediğini hatırladım. Kızımın saçlarını okşarken, ona söz verdim: “Sana hep sarılacağım, seni hep seveceğim.”
Bir akşam, Serkan’la oturup uzun uzun konuştuk. Ona, çocukluğumdan, annemle yaşadığım sorunlardan, Necla Hanım’ın bana hissettirdiklerinden bahsettim. Serkan, ilk kez beni gerçekten dinledi. “Belki de anneme sınır koymanın zamanı gelmiştir,” dedi. O an, içimde bir umut filizlendi. Ertesi gün, Serkan annesini arayıp, “Anne, artık bizim ailemize biraz daha saygı göstermen gerekiyor. Zeynep’in de duyguları var,” dedi. Necla Hanım, önce çok kızdı, hatta bir süre bizimle konuşmadı. Ama zamanla, aramızdaki mesafe azaldı. Ben de, annemle ilişkimi düzeltmek için adım attım. Ona duygularımı anlatmaya çalıştım. Annem, ilk başta anlamadı, ama zamanla bana daha yakın davranmaya başladı.
Şimdi, geçmişin gölgesinde, kendi ailemi korumak için mücadele ediyorum. Bazen hâlâ yalnız hissediyorum, bazen de umudumu kaybediyorum. Ama çocuklarımın gözlerindeki sevgiyi gördükçe, doğru yolda olduğumu anlıyorum.
Sizce, bir insan kendi ailesini seçemese de, kendi kurduğu aileyi korumak için neler yapmalı? Annelerimizin gölgesinden kurtulmak mümkün mü?