Gözyaşlarının Ötesinde: Bayramda Bir Anne

“Anne, bugün de mi hastaneye gideceğiz?” diye sordu Efe, gözlerini yere indirerek. Bayram sabahıydı, evin içinde mis gibi börek kokusu yayılmıştı ama benim içimde tarifsiz bir ağırlık vardı. Efe’nin tekerlekli sandalyesini kapıdan çıkarırken, komşuların bakışlarını üzerimde hissettim. Herkesin çocukları sokakta koştururken, benim oğlumun gözlerinde buruk bir umut vardı.

Karnım iyice belirginleşmişti; ikinci çocuğuma hamileydim. Annem, “Kızım, bu kadar yükün altından nasıl kalkacaksın?” diye sormuştu geçen hafta. Eşim Serkan ise, “Her şey yoluna girecek, yeter ki sen güçlü ol,” demişti ama onun da gözlerinde yorgunluk vardı. Bayramda herkes ailece bir araya gelir, kahkahalar yükselirdi. Bizim evde ise sessiz bir mücadele vardı.

Efe’yi giydirirken, “Anne, ben de diğer çocuklar gibi koşabilecek miyim?” diye sordu. Boğazım düğümlendi. “Belki bir gün, Efe’m. Ama senin kalbin o kadar hızlı ki, kimse sana yetişemez,” dedim. O an gözlerim doldu ama ağlamamaya yeminliydim. Çünkü Efe, benim gücümü görmek istiyordu.

Kahvaltı sofrasında babam, “Bu çocukla uğraşmak kolay mı sanıyorsun? Bir de karnında bebek var. Allah yardımcın olsun,” dedi. Annem hemen lafa girdi: “Baba, kızımızın yanında olalım. Oğlumuzun da, torunumuzun da yanında olacağız.” O an, ailemin desteğiyle biraz olsun nefes aldım. Ama içimdeki korku dinmiyordu. İkinci çocuğum da sağlıklı olacak mıydı? Ya Efe’ye yetemezsem?

Bayram namazından dönen Serkan, elinde bir poşet şekerle geldi. “Efe, bak sana ne aldım!” dedi. Efe’nin yüzü biraz olsun güldü. Ama ben, onun gözlerindeki o derin soruyu görebiliyordum: Neden ben? Neden diğer çocuklar gibi değilim?

Öğleden sonra, diğer engelli çocuk anneleriyle buluşmak için Efe’yi hazırladım. Kafede buluşacaktık. Efe’nin sandalyesini arabaya yerleştirirken, komşu Ayşe abla seslendi: “Kolay gelsin, Zeynep. Allah sabır versin.” Gülümsedim ama içimden, “Sabır mı, yoksa alışmak mı?” diye geçirdim.

Kafeye vardığımızda, içeride başka anneler de vardı. Hepsinin gözlerinde aynı yorgunluk, aynı umut. Masaya oturur oturmaz, Elif abla söze girdi: “Bugün bayram, ama biz yine buradayız. Çocuklarımız için, kendimiz için.” Herkes başını salladı. Bir an sessizlik oldu. Sonra Gülşah, “Geçen gün parkta oğluma ‘Sakat’ dediler. Oğlum ağladı, ben de ağladım. Ne zaman bitecek bu bakışlar?” dedi.

Ben de içimi dökmek istedim: “Efe bana dün, ‘Anne, ben de koşabilecek miyim?’ diye sordu. Cevap veremedim. Çünkü bilmiyorum. Çünkü umut etmekten yoruldum.” O an herkesin gözleri doldu. Hepimiz aynı yükü taşıyorduk.

Birden Efe, “Anne, ben de şeker dağıtabilir miyim?” dedi. Elimdeki poşeti ona verdim. Sandalyesiyle masaları dolaşıp, çocuklara şeker verdi. Herkes ona gülümsedi. O an anladım ki, Efe’nin mutluluğu, benim gücüm.

Eve dönerken, Serkan aradı: “Her şey yolunda mı?” “Yolunda,” dedim ama sesim titriyordu. “Zeynep, ben de yoruldum. Ama birlikteyiz. Birlikte aşacağız,” dedi. O an, gözyaşlarımı tutamadım. Arabayı kenara çektim, Efe’ye bakıp, “Sana söz veriyorum oğlum, ne olursa olsun yanında olacağım,” dedim.

Akşam eve geldiğimizde, annem sofrayı hazırlamıştı. Efe, “Anneanne, ben bugün şeker dağıttım!” diye bağırdı. Annem gözlerime baktı, “Seninle gurur duyuyorum,” dedi. O an, içimde bir umut yeşerdi. Belki de hayat, mücadele etmekten ibaretti. Belki de annelik, her şeye rağmen gülümseyebilmekti.

Gece, Efe’yi yatırırken, “Anne, sen hiç yorulmuyor musun?” diye sordu. “Yoruluyorum Efe’m, ama senin bir gülüşünle bütün yorgunluğum geçiyor,” dedim. O an, Efe’nin gözlerinde bir ışık gördüm.

Kendi yatağıma uzandığımda, karnımdaki bebeği hissettim. “Acaba ona da yetebilecek miyim? Efe’ye verdiğim sevgiyi ikiye bölebilecek miyim?” diye düşündüm. Hayatım boyunca hep güçlü olmam gerektiğini söylediler. Ama bazen, güçlü olmak sadece ayakta kalmak değil, ağlayabilmekti de.

Şimdi size soruyorum: Siz hiç, bir çocuğun gözlerindeki umudu kaybetmemek için kendi gözyaşlarınızı sakladınız mı? Ya da bir bayram sabahı, herkesin neşesi arasında kendi sessiz savaşınızı verdiniz mi?