Kurtarıcı: Bir Gecenin Karanlığında
“Durma, lütfen durma!” diye içimden bağırıyordum ama ayaklarım fren pedalına bastı bile. Gecenin o kör vaktinde, Ankara-Eskişehir yolunda, önümdeki sisli karanlıkta birdenbire beliren kırmızı arabayı ve yanında telaşla el sallayan adamı gördüğümde, kalbim deli gibi atmaya başladı. Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Oğlum, gece yolunda kimseye güven olmaz. Sakın durma!” Ama işte, arabamı kenara çektim.
Kaputu açık arabanın yanında, elleri yağ içinde bir adam vardı. Yüzü yorgun, gözleri endişeliydi. “Abi, Allah rızası için yardım et. Arabam bozuldu, telefonumun şarjı bitti. Burada kimse geçmiyor,” dedi. Bir an tereddüt ettim. İçimdeki korku ile vicdanım arasında sıkışıp kalmıştım. Babamın yıllar önce başına gelenleri düşündüm; bir gece vakti yardım etmek isterken soyulmuştu. O günden beri ailemde geceleri yolda kalanlara yardım etmek tabu olmuştu.
Ama adamın sesi titriyordu, gözlerinde çaresizlik vardı. “Tamam,” dedim, “Bir bakayım.” Arabadan indim, cebimdeki bıçağı elime aldım ama göstermemeye çalıştım. Adam kaputun başında motoru gösterdi, “Abi, anlamıyorum bu işlerden. Sen bakabilir misin?” dedi. Motorun içine eğildim, bir kablo çıkmıştı yerinden. Elim titreyerek kabloyu yerine taktım. O sırada adamın gözleri doldu, “Çok sağ ol abi, Allah senden razı olsun,” dedi.
O an içimde bir huzur hissettim ama aynı zamanda korku da vardı. Ya bu bir tuzaktı? Ya arabanın içinde başka biri vardıysa? Göz ucuyla etrafa baktım, yol bomboştu. Adam bana dönüp, “Benim adım Yasin,” dedi. “Kızımı hastaneye yetiştirmem lazım, ateşi çok yükseldi. Arabam burada bozuldu.” O anda arka koltuktan ince bir çocuk sesi geldi: “Baba, çok üşüyorum.”
Arabanın kapısını açtım, küçük bir kız çocuğu battaniyeye sarılmıştı. Yüzü bembeyazdı, gözleri kapalıydı neredeyse. Yasin’in elleri titriyordu, “Abi, ne olur yardım et. Hastaneye yetişmemiz lazım,” dedi tekrar. Kendi kız kardeşim Elif’i düşündüm; yıllar önce hastaneye yetiştiremediğimiz için kaybetmiştik onu. Annem hâlâ o geceyi anlatırken ağlar.
“Arabamla götüreyim sizi,” dedim. Yasin önce tereddüt etti ama başka çaresi yoktu. Kızını kucağına aldı, benim arabaya bindiler. Yol boyunca Yasin’in elleri dua eder gibi titriyordu. Küçük kızın nefesi zorlaşıyordu, ben de panikle gaza bastım. İçimdeki korku yerini çaresizliğe bırakmıştı; ya yetişemezsek? Ya yine bir can kaybedersem?
Hastaneye vardığımızda Yasin’in gözleri dolu doluydu. “Abi, adını bile sormadım,” dedi. “Benim adım Emre,” dedim sessizce. Hemşireler kızı alıp acile götürdüler. Yasin bana sarıldı, “Sen olmasaydın kızımı kaybederdim,” dedi.
O gece hastanenin bekleme salonunda otururken kendi ailemi düşündüm. Annem ve babam bana hep temkinli olmayı öğretmişti; insanlara güvenmemeyi… Ama ya herkes kötü değilse? Ya bazen bir yabancı hayat kurtarabiliyorsa?
Sabah olduğunda Yasin yanıma geldi, gözleri uykusuzluktan kan çanağına dönmüştü ama yüzünde minnet vardı. “Kızım iyi olacakmış,” dedi. “Sana nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum.” Cebinden eski bir tespih çıkardı, “Bunu babamdan hatıra olarak saklıyordum ama senin hakkın,” dedi ve avucuma bıraktı.
Eve dönerken annem aradı: “Neredesin oğlum? Geceyi yollarda mı geçirdin?” Sesi endişeliydi ama ben ona yaşadıklarımı anlatamadım; çünkü biliyordum ki yine korkacak, yine kızacaktı bana.
O günden sonra içimde bir huzursuzluk başladı. Herkesin birbirine şüpheyle baktığı bu ülkede, insanlara yardım etmek hâlâ mümkün müydü? Yoksa korkularımız bizi birbirimize yabancı mı yapıyordu? Akşamları haberlerde izlediğim hırsızlıklar, dolandırıcılıklar aklıma geldikçe vicdanımla korkularım arasında sıkışıp kalıyordum.
Bir gün babamla otururken ona yaşadıklarımı anlattım. Önce sinirlendi: “Oğlum deli misin? Ya başına bir şey gelseydi?” dedi. Ama sonra sustu, gözleri uzaklara daldı. “Ben de gençken yardım etmiştim birine… O zamanlar insanlar daha güvenilirdi,” dedi sessizce.
Ailemle aramda görünmez bir duvar vardı artık; onlar beni korumak isterken ben insanlara güvenmek istiyordum. Toplumun bize dayattığı korkularla vicdanımız arasında sıkışıp kalmıştık hepimiz.
Bazen düşünüyorum: Eğer o gece durmasaydım ne olurdu? Küçük kız belki de yaşayamayacaktı… Ama ya başıma kötü bir şey gelseydi? Doğru olan neydi? Korkularımız mı bizi korur yoksa vicdanımız mı bizi insan yapar?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Gece vakti yolda kalan birine yardım eder miydiniz yoksa yolunuza devam mı ederdiniz?