Karanlıkta Kaybolan Umutlar: Bir Sabahın Sessiz Çığlığı
“Yeter artık! Bu köpeklerin sesiyle bir gece daha geçirdik, sabrım taştı!” diye bağırdı babam, pencereden dışarı bakarken. Annem ise sessizce çayını karıştırıyor, gözleriyle bana ‘karışma’ der gibi bakıyordu. Saat daha beşi bile geçmemişti ve dışarıda, arka sokakta bir köpek, sanki tüm acısını haykırıyordu. Ben ise yatağımda dönüp duruyor, içimdeki huzursuzluğu bastıramıyordum.
O sabah, mahalledeki herkes gibi biz de uykusuzduk. Babam, “Bu mahallede huzur kalmadı,” diye söylenirken, annem işe yetişme telaşıyla mutfağa koştu. Ben ise içimde bir ağırlıkla pencereye yaklaştım. Dışarıda, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte insanlar evlerinden çıkmaya başlamıştı. Komşumuz Ayşe Teyze, elinde poşetlerle markete gidiyordu. Tam o sırada, köşede bir hareketlilik oldu. Bir adam ve bir kadın – muhtemelen yeni taşınan komşularımız – köpeğin sesinin geldiği yöne doğru yürümeye başladılar.
Babam kapıyı hızla açtı, “Ben de bakacağım şu meseleye!” dedi. Annem arkasından seslendi: “Aman dikkat et, sabah sabah kavga çıkmasın!” Ben de dayanamadım, peşlerine takıldım. Sokağa çıktığımızda, köpeğin sesi daha da yakından geliyordu. Arka bahçede, çamurun içinde titreyen bir dişi köpek vardı. Yanında üç tane yavrusu, annelerine sokulmuş, korkuyla etrafa bakıyorlardı.
Adam öfkeyle bağırdı: “Bu hayvanları kim buraya bıraktı? Sabah sabah milleti ayağa kaldırıyorlar!” Kadın ise daha yumuşak bir sesle, “Belki yardıma ihtiyaçları vardır,” dedi. Babam ise hemen araya girdi: “Mahallede başıboş hayvan istemiyoruz. Belediyeyi arayalım, toplasınlar.”
O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır bu mahallede büyümüş, sokak hayvanlarına elimden geldiğince yardım etmeye çalışmıştım. Ama ailem ve komşularım her zaman karşı çıkmıştı. “Senin yüzünden evde pire olacak,” derdi annem. Babam ise “İnsanlara yardım et önce,” diye kızardı.
Ama o sabah, o köpeğin gözlerindeki korku ve çaresizlik beni derinden etkiledi. Yavaşça yanlarına yaklaştım. Yavrular annelerinin altına saklanırken, dişi köpek bana hırladı ama gözlerinde bir umut vardı. “Baba, lütfen… Onlara zarar vermeyelim. Belki açtırlar, belki hasta,” dedim titreyen sesimle.
Babam sinirle döndü: “Senin bu merhametin başımıza iş açacak! Geçen sene de aynı şeyi yaptın, hatırladın mı? Komşunun bahçesine giren köpek yüzünden neler yaşadık!”
O an komşular da toplanmaya başladı. Herkes konuşuyor, kimisi köpeklere acıyor, kimisi ise hemen belediyeyi aramaktan yanaydı. Aralarında tartışmalar büyüdü:
“Çocuklarımız var burada!”
“Hayvanlar da can!”
“Sabaha kadar uyuyamadık!”
“Onları sokağa atan insanlardan hesap soralım!”
Bir anda mahalle ikiye bölündü. Ben ise köpeğin başını okşamaya çalışırken annem kolumdan çekti: “Gel kızım, bulaşma! İnsanların diline düşeceğiz.”
Ama ben bırakamadım. O an içimdeki korkuyu bastırıp yüksek sesle konuştum: “Kimse bu hayvanları buraya bırakmadı! Onlar da bizim gibi yaşamaya çalışıyorlar! Biraz empati göstersek ne olur?”
Bir anlık sessizlik oldu. Herkes bana baktı. Babam gözlerini kaçırdı, annem ise utançla başını eğdi. O sırada yeni taşınan kadın yanıma geldi ve sessizce elimi tuttu: “Haklısın… Onlara yardım etmeliyiz.”
Birlikte köpeğe su ve biraz ekmek getirdik. Yavrular iştahla yemeye başladı. Adam ise hâlâ öfkeliydi: “Böyle giderse mahalle çöplüğe dönecek!”
O gün boyunca mahallede huzur kalmadı. Kimisi bana destek oldu, kimisi ise aileme laf soktu: “Kızınız yüzünden başımıza iş alacağız.” Annem akşam eve döndüğümüzde ağlıyordu: “Kızım, insanlar ne derse desin… Senin iyiliğini istiyorum.” Babam ise sessizce oturmuş sigarasını içiyordu.
Gece olunca pencereden dışarı baktım. Köpek ve yavruları hâlâ oradaydı. İçimden bir ses onları bırakmamam gerektiğini söylüyordu. Elimdeki battaniyeyi alıp gizlice dışarı çıktım. Onları sarıp sarmaladım.
Tam o sırada babam kapıda belirdi: “Ne yapıyorsun orada?”
Gözlerim doldu: “Baba… Onları bırakmaya gönlüm razı değil.”
Babam uzun süre sustu. Sonra yavaşça yanıma geldi ve yere çömeldi. İlk defa köpeğe dokunduğunu gördüm.
“Bazen… İnsan olmak için sadece insanlara değil, hayvanlara da merhamet göstermek gerekir,” dedi kısık bir sesle.
O gece babamla uzun uzun konuştuk. Çocukluğunda bir köpeği olduğunu anlattı bana; ama dedem istemediği için sokağa bırakmak zorunda kalmışlar. O günden beri içinde bir yara varmış.
Sabah olduğunda mahallede yeni bir tartışma başladı: Kimileri köpekleri sahiplenmek istedi, kimileri ise hâlâ karşıydı. Ama en azından artık yalnız değildim.
Belki de bazen bir sabahın sessizliğinde yükselen bir çığlık, sadece bir hayvanın değil; insanların da içindeki yaraları ortaya çıkarıyordu.
Şimdi düşünüyorum da… Bir cana sahip çıkmak mı daha zor; yoksa insanların önyargılarıyla mücadele etmek mi? Sizce hangisi daha ağır?